Hani toplum arasında latife-i şinas insanlarımızın daha çok tercih ettiği ve kullandığı ” askerliğini yapmayana adam demezler” diye bir tabirdir. ”Her Türk Asker Doğar” asker milletiz vesselam. Başbuğ Atatürk askerdi , Başbuğ Alparslan Türkeş askerdi. Askerleri sever ve sayarız milletçe. Askere gitmeyene kız verilmez , askere gitmeyene iş verilmez bu bir gerçektir. Bir işletme işçi araken kıstasları arasına ”askerliğini yapmış” diye bir ibare koyar ki bir çok sebebi vardır.Bizim meşhur vicdan-i retçi insancıklarımızın savunduğu en popüler söylem ve tez şudur; ” İnsan öldürmeyi kabul etmediğim için askerliği reddediyorum”…
Oldu… her askere giden eline silah alıp adam öldürüyordu. Bunlar askerliği ne sanıyor bilmiyorum ancak askerlik hakkında çok şeyi bilmediklerini biliyorum. Askerlik Türk Milleti için kutsal bir görevdir , çünkü tarih boyunca kazandığmız tüm zaferlerin altında askeri eğitimimiz ve askeri dehamız yatar. Korkusuz ve iman dolu göğüslerimizin de eklenmesi ile zaferler kaçınılmazdır. Askerlik sadece eline silah alınan bir kurum değildir. Askere giden bir insan disiplin ve ahlaki yönden yetiştirilir dönüşünde karışacağı topluma dair hazırlanır. İnsan askerde neler öğrenir;Disiplini öğrenir , hayatını düzene koymayı , sabah erken kalkmayı , akşam erken yatmayı , bakımlı olmayı, belirli ölçülerde yemeyi öğrenir.Tembellikten kurtulur.Nerede nasıl oturup kalkacağını , nerede nasıl konuşacağını , saygıyı , hoşgörüyü , sabırı , tahammülü öğrenir.Askerlik süresi boyunca aldığı spor eğitimi sayesinde bir çok erkek vücudunu gereken düzeye getirmiştir. Bu vicdan-i retçilerin söylediği gibi kimsenin eline silah verip git şu adamı öldür falan demiyorlar. Adam öldüren asker yok mu? Var tabiki , doğuda askerlerimiz pkklı hainleri gözlerini kırpmadan gebertmektedirler. Vatanımızın birliğini ve bütünlüğünü bozan herkese karşı sadece asker olarak değil milletimizin her bir bireyi aynı hassasiyettedir. Askerlik dediğimiz kurum yalnızca silahlı eğitim verilen bir yer değildir. Arkadaşlığı, dostluğu , güveni , itibarı , özeni , itinayı ve daha bir çok meziyeti kazandırır insana… Bu sebepten bu meziyetleri almayı reddeden kişilere diyecek tek bir sözüm var… Benim de vicdanım sizi reddediyor… Vural Egemen SARIGÖZ 02/12/2011 http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz
8 Aralık 2011 Perşembe
Ülkücüler,Namaz,Twitter,Facebook ve İnternet...
Ülkücü Ülkücü’nün öz kardeşidir diyen rahmetli Başbuğumu minnet ile anıyor ve bu sözünün doğruluğuna dikkat çekmek istiyorum. Ülkücü Hareketin kilometre taşları katedilirken hep zorluklarla mücadele edilmiş , hep mücadelelerle geçmiş hayatlara rastlarız.
Düşünür müsünüz darağacına gönderdiğimiz şehitleri ,Mustafa Pehlivanoğlu’nun ” Mustafa’lar ölür Allah Davası ölmez” sözlerinin derinliğini ve manasını…12 Eylül idaresi tarafından haklarında verilen idam hükmünün uygulanması sırasında yanlarında bulunan görevli imamın Selçuk Duracık ve Halil Esendağ için; “Siz Hiç evliya gördünüz mü? diyenlere “Evet, Halil ile Selçuk’u gördüm diyeceğim” dediğini düşünün… Peki ya, idama gitmeden evvel Halil Esendağ’ın arkadaşlarından gelinlik istediğini… Ve bu gelinliğin kefen olduğunu ölüme bir gelin gibi gidenin maneviyatını ve ruh dünyasını bir düşünür müsünüz!!!
İşkencelere , dayaklara, zulümlere , ölümlere gark olan bir neslin devamıyız.Ülkücüler üniversitelerin kapılarına ” Buraya Muhammed’in Piçleri Giremez” diye pankartlar asılan ve Allah düşmanlarının korktuğu tek güçtür. O günleri yaşamış olan babamdan , ağabeylerimizden öğrendiğimiz ve bize aktarılanları bir hatırlayalım.Adana’da silahlarla saatlerce kurşunlanan bir ocak binasında ikindi namazının kerahat vakti girmeden nöbetleşe ikindi namazını eda edenleri , ”Akşam namazının vakti kısıtlıdır aman namazımızı hemen kılalım” diyenleri bir düşünün…
Ne diyordu rahmetli Başbuğumuz ;”Ben Türk milletini; sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye, rüşvet ve hile ile çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine, ahlaktan mahrum bir hürriyete, tefeciliğe, karaborsaya yer veren bir ekonomiye çağırmıyorum. Türklük gurur ve şuuruna, İslam ahlak ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısaca hak yolu, hakikat yolu, Allah yoluna çağırıyorum.”
Bizler Başbuğumuzun Allah yoluna çağırdığı, Şehidimiz Pehlivanoğlu’nun Allah Davası için şehit edildiği , İki şehidimizin evliyaya benzetildiği bir neslin devamıyız…
Yıl 2011…
Ülkücüler yine vakur, yine dik başlı ve yine ülkesi vatanı ve milleti için gereken tüm fedakarlığı çekinmeden, gözünü budaktan sakınmadangösterecek haddedir.Bizleri Allah yoluna çağıran Başbuğumuzun çağırdığı Allah yolundayız Elhamdülillah…
Yukarıda tüm anlatılanlara istinaden bir denklem kurmak gerekirse… Namaz dinin direğidir ilkesi ile ülkücünün namazlarını aksatmadan eda etmesi gerekmektedir.Dünyada Ülkücü Müslüman Türk olmak sorumlulukların en büyüğüdür. Allah ve Peygamber davasına gönül vermiş erler olarak gerekliliklerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Her ülkücü namazını kılmalıdır.
Ortaokul çağlarında havasını tenefüs ettiğimiz ülkü ocağında önce elimize ilmihali tutuşturanlardan , sonrada ilmihalde yer alan dini bilgiler ile bizlere namaz kılmasını öğreten ağabeylerimizden, başkanlarımızdan Allah razı olsun.
Bu gün onların içimize yerleştirdiği vatan sevgisi ile vatanımızı seviyor , öğrettikleri dini bilgiler ile dini vecibelerimizi yerine getiriyor ve ruhumuza nakşettikleri maneviyat ile ayakta duruyoruz.Ülkücü Allah’ın rızasını kazanmaktan başka bir gaye içerisinde olamaz… İman sahibi her insanın vatanını,bayrağını,dinini,devletini sevmesinin gerek olduğunu bildiğimiz için, bu gün vatanperverlik gibi duygu beslemekteyiz. Ülkücüler var oldukça vatanın bekasından zerre kadar acze düşmeyeceğim.
Ülkücülerin, Ülkücü Gençliğin namazlarını tastamam kılması ile ruhuna işleyecek olan iman gücünün neler başaracağını hepimiz göreceğiz.
Ülkücü Hareket karşılaştığı her zorlukta Allah’a sığındı , her mücadelede Allah’ı vekil tayin etti. Kendisini de Allah davasına memur eyledi.. Bakara Suresinde ”sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, Allah’a saygılı olanlardan başkasına ağır gelir. ” bizler yalnızca Allahtan yardım diledik.. Ayettede söylendiği gibi yardım sabırla namazla istenir. Sabır ve namaz Ülkücü Hareketin olmazsa olmazlarındandır. ”Sizin asıl dostunuz Allah’tır, O’nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.” Nisa Suresi 55. Ayettede belirtildiği gibi biz ülkücüler Allah ve Resul dostuyuz… Namazlarını kılan ve Allah’a rukû eden ülkücüler Allah ve Peygamber dostudur…Bu sebeptendir ülkücüler namazlarını tastamam kılmalıdır.
Geleceğimiz Vatanını ve milletini seven, dinini yaşamaya gayret eden Ülkücü Türk Gençlerine emanettir.
Günümüzün en büyük meşgalelerinden ve iletişim araçlarındanolan internet ülkücülerinde aktif bir şekilde kullandığı ve hakikatende kullanması gereken bir araçtır. İnternet Dünyasında Twitter ve Facebook denilen mekanlar ülkücülerin mutlaka olması gereken , varlık göstermesi gereken mekanlardandır. Twitter’da bir çok konular üzerinde cümleler sarf edilmektedir. Ülkücülerin gündeme dair sarf edilen cümleler arasından nasiplenmesi gereken veyahut tersi durumda Ülkücünün sarfedeceği bir cümleden nasiplenmesi gerekenler vardır. Ülkücünün boş lakırdı ile boş laf ve sözle işi olamaz.
Ülkücü girdiği toplumda ahlakıyla,edebiyle , bilgi, birikim ve donanımıyla parmak ile gösterilmelidir. Facebook denilen mekanda bir çok ülkücü mevcuttur. Burada da ülkücünün takınması gereken tavır , göstermesi gereken hassasiyetler mevcuttur. Bizlere yararlı olan grup , sayfa ve arkadaşlar edinmeliyiz. Facebook birilerinin paylaştıklarını beğenip , paylaş butonuna basarak paylaşım yapmaktan ibaret olmamalıdır. Facebook ülkücüler için oturup belirli konular üzerinde münazaralar yapma , memleket meselelerine kafa yorma yeridir. Ülkücüler günümüzün gelişmiş olan iletişim teknolojisinden faydalanmalı ve bu teknolojiyi birbirleri ile irtibat kurmak için kullanılmalıdır. Bir çok faydalı siteler mevcuttur. Bir çok site ülkücülerin toplanıp bir takım konular üzerine fikir yürüttüğü yerlerdir.
Kısacası Twitter , Facebook ve internet sitelerini birer modern ülkü ocağı gibi değerlendirip ocak adabını ve ruhunu bu mekanlarda da yaşatmalıyız.O halde makalemizin sonunda şu sonuçla getirebiliriz.
Ülkücü Müslüman Türk Genci Namazlarını aksatmadan twitter,facebook ve internet ile alakadar olmalı , bu üç öğeyi yaşam tarzına yardımcı malzeme Namazı da yaşam tarzı edinmelidir.
Allah kendi yolundan yürüyen Ülkücüleri korusun…
Vural Egemen SARIGÖZ
01/12/2011
Vural Egemen SARIGÖZ
01/12/2011
http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz
Vurun Atatürk'e...
Vurun Atatürk'e...Devir Atatürk'e vurma devridir...Ağır ithamlarla itham edin...Edin... Hadi.. Utanmayın.. Çekinmeyin...Ne kadar kininiz varsa kusun...Bakın bir daha böyle fırsat yakalayamazsınız...Demedi demeyin... Katil deyin...Katilamcı deyin..Soykırımcı deyin...Vurdu,kırdı,katletti...Soykırımlar yaptı deyin...Utanmayın Allah aşkına... Atatürk Dersim'de katliam yaptı deyin...Atatürk İstiklal Mahkemelerinde masumları astı deyin..Çekinmeyin lütfen söyleyin....Böyle bir koz bir daha geçmez elinize... Yaşadığımı şu günlerde bir Atatürk'e laf söyleme modası başladı. Dersim'de ki olaylarda Atatürk'ün bilgisi dahilinde katliam yapıldığını ve dolayısıyla katliamın sorumlusu Atatürk'tür dendi.Peki Atatütk keyfinden mi harekât emri verdi. Köprüyü havaya uçuranları, karakolu basıp 33 askerimizi şehit edenlerin elebaşlarını idam etmeyip te İmralı'yamı koysaydı?Ölenler arasında masum sivillerde varmış. Olsun efendim.. Kurunun yanında yaşta yansın. Temizlenecekse hainler vatanperverlerde ölsün. Temizlenecekse leş kargaları ülke vatandaşları da ölsün.Benim ölmem ile bu güzelim memleket hainlerden arınacaksa canım seve seve feda olsun.Diyorlar ki ; '' Atatürk istikalal mahkemelerinde masumları da astırdı.''
Hele Bülent Arınç Beyefendi güya Dersim olayıyla ilgili demeç verirken , daha önce devrilmiş çamları kaldırma gayreti ve azmi içerisindeyken kurduğu cümlelerle daha nice çamları devirmiştir.'' Devletin tüm arşivi incelensin... İstiklal Mahkemesi evrakları arşivlerden çıkarılsın. Daha kaç tane Dersim çıkar görürsünüz'' diyor.Peki İstiklal Mahkemeleri gerçekten Arınç'ın bahsettiği gibi bir Dersim olayıyla benzerlik taşıyor mu? Galiba haklı... Dersim olayı ile İstiklal Mahkemeleri anafikirde aynılar. İkisinde de vatan hainleri cezalarını bulmuştur.1920 yılında Milli Mücadele sırasında ayaklanma çıkaran ve yağmaya girişenleri, bozguncuları, orduya ait silah ve mühimmatı çalanları, casusları, asker kaçaklarını ve Milli Mücadele'yi engelleme amacıyla propaganda yapanları yargılamak için özel kanunla kurulan mahkemelerdir. işte açık ve net sebebi, hikmeti , icraatı apaçık gözönünde...Vatana ihanet etmediysen , ayaklanmadıysan , isyan çıkarmadıysan , yağma etmediysen, devletin malını çalmadıysan, casusluk etmediysen , askerden kaçmadıysan, Milli Mücadeleyi engellemek amacıyla propaganda yapmadıysan senin İstiklal Mahkemelerinde ne işin var.Şu an iki saf var , biri vatan hainlerinin safı diğeri vatanseverlerin...Vatan hainleri ile vatanseverlerin apaçık ayrıştığı şu günlerde Milli birlik ve bütünlüğümüzü bozan , Milli değerlerimize dil uzatanlara vatanseverlerin dimdik duruşuyla verdiği cevaplar mükemmeldir. Devir Atatürk'e dil uzatma , Atatürk'ü yerme , Atatürk'e ithamlarda bulunma devri...Kaçırma ey Hıyanet-i Vataniye Kanununa uygun his ve tavır içinde olan hain.. Kaçırma..Atatürk bu vatan için ne yapmışsa doğrudur. Bu millet için ne yapmışsa evladır... Vural Egemen SARIGÖZ 25/11/2011 http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz
Hele Bülent Arınç Beyefendi güya Dersim olayıyla ilgili demeç verirken , daha önce devrilmiş çamları kaldırma gayreti ve azmi içerisindeyken kurduğu cümlelerle daha nice çamları devirmiştir.'' Devletin tüm arşivi incelensin... İstiklal Mahkemesi evrakları arşivlerden çıkarılsın. Daha kaç tane Dersim çıkar görürsünüz'' diyor.Peki İstiklal Mahkemeleri gerçekten Arınç'ın bahsettiği gibi bir Dersim olayıyla benzerlik taşıyor mu? Galiba haklı... Dersim olayı ile İstiklal Mahkemeleri anafikirde aynılar. İkisinde de vatan hainleri cezalarını bulmuştur.1920 yılında Milli Mücadele sırasında ayaklanma çıkaran ve yağmaya girişenleri, bozguncuları, orduya ait silah ve mühimmatı çalanları, casusları, asker kaçaklarını ve Milli Mücadele'yi engelleme amacıyla propaganda yapanları yargılamak için özel kanunla kurulan mahkemelerdir. işte açık ve net sebebi, hikmeti , icraatı apaçık gözönünde...Vatana ihanet etmediysen , ayaklanmadıysan , isyan çıkarmadıysan , yağma etmediysen, devletin malını çalmadıysan, casusluk etmediysen , askerden kaçmadıysan, Milli Mücadeleyi engellemek amacıyla propaganda yapmadıysan senin İstiklal Mahkemelerinde ne işin var.Şu an iki saf var , biri vatan hainlerinin safı diğeri vatanseverlerin...Vatan hainleri ile vatanseverlerin apaçık ayrıştığı şu günlerde Milli birlik ve bütünlüğümüzü bozan , Milli değerlerimize dil uzatanlara vatanseverlerin dimdik duruşuyla verdiği cevaplar mükemmeldir. Devir Atatürk'e dil uzatma , Atatürk'ü yerme , Atatürk'e ithamlarda bulunma devri...Kaçırma ey Hıyanet-i Vataniye Kanununa uygun his ve tavır içinde olan hain.. Kaçırma..Atatürk bu vatan için ne yapmışsa doğrudur. Bu millet için ne yapmışsa evladır... Vural Egemen SARIGÖZ 25/11/2011 http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz
Arap Birliği Suriye'yi Linç Ediyor...!
Arap Birliği denince aklımıza gelen ilk Ülke idi Suriye... Nitekim de öyle olması gerekir çünkü 1945 yılında kurulan Arap Birliği'nin kurucu üyeleri arasında Suriye başrol oynamıştır. Arap Birliği, Arapları değil de Müslüman Devletleri bir araya getirme projesi niyetinde olmalıydı. Ancak geçmişte kalan kuruluş yanlışının üzerine gitmektense, şu an Suriye'nin linç edilişini konuşmak daha evladır. Bakınız kurucu devletlerden olmasına rağmen Arap Birliği Ekonomik ve Sosyal Meclisi Suriye'ye yönelik bir takım ekonomik yaptırımlar uygulama kararı aldı. Hatta ve hatta Suriye'nin üyeliğini askıya aldı.Arap Birliği zaten iki durumda fikir birliğine varabiliyor..
1- Ümmü Gülsüm anma törenleri olduğunda. 2-) Emperyalistler bir şey talep ettiğinde. Aslında Arap Birliği'ni şu şekilde de tarif edebiliriz; Ne zaman ABD bir ülkeyi ya da rejimi yerle bir etmek isterse adının zikredildiği birliktir. Örnek verecek olursak , Afganistan vurulmadan evvel Arap Birliği Afganistan hakkında bir manifesto yayınlamıştı. Saddam devrilmeden evvel, Saddam Rejimi devam ettiği sürece Irak'ın birlikten çıkarıldığını duyurmuşlardı. Libya için zaten kıllarını kıpırdatmadan dayatmalara son vermesini istediler. Şimdi de Suriye'ye çelme takma çabasındalar. Aslında Arap Birliği Yerine ARAP HAİNLİĞİ demek daha doğru olur. Ayrıca Türkiye'nin daimi gözlemci olarak ve hatta yıllar boyu Suriye ile olan dostluğumuz hiçe sayılarak, sayın Başbakan'ın Esad'ı yeren konuşmalarıda yürek sızlatan cinstendir. Esad'ın Suriye dışında bulunan mal varlığına el konuldu. Adama sorarlar ''gaspçı mısınız arkadaş?!''... Arap'ın arabı destekleyip milliyetçilik yapacağına bir de adamın parasına el koyuyorlar. Suriye'ye Arap Birliği ülkelerinden giden tüm uçak seferleri durduruldu. Hiç bir diplomatik yada bürokratik ziyaret hatta ticari seferler dahi iptal edildi. Arap Birliği toplantısına katılan Dışişleri bakanımız Davutoğlu alınan tüm kararları, daha kararlar alınmadan evvel yaptığı açıklamada "destekleyeceğimizin" demecini verdi. Önce bir alınan kararları görseydik , biz gözlemciydik, hani bir gözlemleseydik önce sonra tarih ve akıl süzgecimizden geçirip "demeçlenseydik." Senaryo zaten yazılmıştı. Şu an figüranlar ellerine tutuşturulan teksten kendilerine biçilmiş rolü oynuyor ve okudukları sufleleri incili sözlerle süsleyerek dünya kamuoyuna sunuyorlar. Sadece ekonomik yaptırımlar ile Suriye yıldırılamaz. Esad yönetiminin ekonomik sıkıntısı yok. Sadece Esad'ın Petrol ve altın rezervi kendi Suriye'sini geçindirmeye yetecektir. Ekonomik yaptırım var! Altını, petrolü kime satacak diye sorarsanız , Suriye'ye sırt dönen Arap ülkeleri kadar Altın ve Petrole el altından da olsa el açacak bir çok Avrupa ülkesi var.İlk önce ekonomik yaptırımlar uygulanacak ve başarılı olunamayacak, daha sonra siyasi yaptırımlar ile Esad yönetimi yıpratılarak halkın daha da ayaklanması sağlanacak ve istenilen ayaklanma istenilen orana geldiğinde askeri müdahale gerçekleşecek ve Esad, Saddam gibi , Kaddafi gibi bir sığınakta ele geçirilerek ya Suriye'lilere linç ettirilecek yada Suriye'liler tarafından göstermelik mahkeme edilip idam edilecektir. Irak gitti , Suriye Gitti , İran'ı zaten saymayın Suriye'den sonra nükleer silah ürettiği gerekçesi ile devrilmesede Ahmedinejad'ın bizi bağrına basacağını sanmıyorum. Geriye kalan komşularımız içinde Azerbaycan dışında yaralı parmağa işeyecek birileri var mı? Ne demiş atalarımız ev alma komşu al... Atarlarımızın komşuya verdiği önemin milyarda birini etrafımızdaki bir parmağın sayısını geçmeyecek komşularımıza verseydik. Bu gün Irak ve Suriye bu durumda olmazdı, yarın İran ve Türkiye aynı duruma düşme senaryolarında yer almazdı. Araplar tarih boyunca sergilediği ve üstlendiği hainlik rolünü bir kez daha oscarlık şekilde oynamıştır. Peki Suriye suya sabuna dokunmamış mı? Tabiki de hayır yıllarca beslediği ve büyüttüğü PKK için mutlaka bir gün bedel ödemeliydi ancak bu şekilde Avrupa'nın maşası olunan bir dönemde değil!... Vural Egemen SARIGÖZ 28/11/2011http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz
1- Ümmü Gülsüm anma törenleri olduğunda. 2-) Emperyalistler bir şey talep ettiğinde. Aslında Arap Birliği'ni şu şekilde de tarif edebiliriz; Ne zaman ABD bir ülkeyi ya da rejimi yerle bir etmek isterse adının zikredildiği birliktir. Örnek verecek olursak , Afganistan vurulmadan evvel Arap Birliği Afganistan hakkında bir manifesto yayınlamıştı. Saddam devrilmeden evvel, Saddam Rejimi devam ettiği sürece Irak'ın birlikten çıkarıldığını duyurmuşlardı. Libya için zaten kıllarını kıpırdatmadan dayatmalara son vermesini istediler. Şimdi de Suriye'ye çelme takma çabasındalar. Aslında Arap Birliği Yerine ARAP HAİNLİĞİ demek daha doğru olur. Ayrıca Türkiye'nin daimi gözlemci olarak ve hatta yıllar boyu Suriye ile olan dostluğumuz hiçe sayılarak, sayın Başbakan'ın Esad'ı yeren konuşmalarıda yürek sızlatan cinstendir. Esad'ın Suriye dışında bulunan mal varlığına el konuldu. Adama sorarlar ''gaspçı mısınız arkadaş?!''... Arap'ın arabı destekleyip milliyetçilik yapacağına bir de adamın parasına el koyuyorlar. Suriye'ye Arap Birliği ülkelerinden giden tüm uçak seferleri durduruldu. Hiç bir diplomatik yada bürokratik ziyaret hatta ticari seferler dahi iptal edildi. Arap Birliği toplantısına katılan Dışişleri bakanımız Davutoğlu alınan tüm kararları, daha kararlar alınmadan evvel yaptığı açıklamada "destekleyeceğimizin" demecini verdi. Önce bir alınan kararları görseydik , biz gözlemciydik, hani bir gözlemleseydik önce sonra tarih ve akıl süzgecimizden geçirip "demeçlenseydik." Senaryo zaten yazılmıştı. Şu an figüranlar ellerine tutuşturulan teksten kendilerine biçilmiş rolü oynuyor ve okudukları sufleleri incili sözlerle süsleyerek dünya kamuoyuna sunuyorlar. Sadece ekonomik yaptırımlar ile Suriye yıldırılamaz. Esad yönetiminin ekonomik sıkıntısı yok. Sadece Esad'ın Petrol ve altın rezervi kendi Suriye'sini geçindirmeye yetecektir. Ekonomik yaptırım var! Altını, petrolü kime satacak diye sorarsanız , Suriye'ye sırt dönen Arap ülkeleri kadar Altın ve Petrole el altından da olsa el açacak bir çok Avrupa ülkesi var.İlk önce ekonomik yaptırımlar uygulanacak ve başarılı olunamayacak, daha sonra siyasi yaptırımlar ile Esad yönetimi yıpratılarak halkın daha da ayaklanması sağlanacak ve istenilen ayaklanma istenilen orana geldiğinde askeri müdahale gerçekleşecek ve Esad, Saddam gibi , Kaddafi gibi bir sığınakta ele geçirilerek ya Suriye'lilere linç ettirilecek yada Suriye'liler tarafından göstermelik mahkeme edilip idam edilecektir. Irak gitti , Suriye Gitti , İran'ı zaten saymayın Suriye'den sonra nükleer silah ürettiği gerekçesi ile devrilmesede Ahmedinejad'ın bizi bağrına basacağını sanmıyorum. Geriye kalan komşularımız içinde Azerbaycan dışında yaralı parmağa işeyecek birileri var mı? Ne demiş atalarımız ev alma komşu al... Atarlarımızın komşuya verdiği önemin milyarda birini etrafımızdaki bir parmağın sayısını geçmeyecek komşularımıza verseydik. Bu gün Irak ve Suriye bu durumda olmazdı, yarın İran ve Türkiye aynı duruma düşme senaryolarında yer almazdı. Araplar tarih boyunca sergilediği ve üstlendiği hainlik rolünü bir kez daha oscarlık şekilde oynamıştır. Peki Suriye suya sabuna dokunmamış mı? Tabiki de hayır yıllarca beslediği ve büyüttüğü PKK için mutlaka bir gün bedel ödemeliydi ancak bu şekilde Avrupa'nın maşası olunan bir dönemde değil!... Vural Egemen SARIGÖZ 28/11/2011http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz
Dersim(miz) İsyan...
Gündemin malum konularından biriside Dersim İsyanı'dır. Bakınız dikkatinizi çekerim , Dersim Katliamı yada Dersim Soykırımı değil Dersim İsyanı ve yahut Dersim Ayaklanmasıdır. Tarih boyunca dünyanın çeşitli yerlerinden mevcut idareye yada yönetime karşı ayaklanmalar olmuştur. Tarihte en çok ayaklanmaya maruz kalan topraklar Osmanlı Topraklarıdır... Ortalıkta bir Dersim sevdasıdır gidiyor , kimisi buna katliam diyor kimisi buna isyan.. Peki hangisi doğru hangisi yanlış?Dilerseniz olayın gelişme durumundan önce kavramlara bir göz atalım.
Dersim Tunceli'nin eski adıdır. 4 Ocak 1936 tarihinde Dersim Vilayeti'nin adı Tunceli olarak kanun hükmünde değiştirildi.İsyan; ayaklanma ve başkaldırı manasındadır. Tarihte hep mevcut yönetime karşı çıkarılmış isyanlar bir hayli çoktur.İşte Dersim İsyanı da bu bağlamda bir ayaklanmadır.Dersim tartışmaları günümüzde o kadar alevlendi ki sarf edilen sözler Atatürk'e kadar uzandı. ''Atatürk'ün haberi vardı da bile bile harekâta izin verdi'' gibi laflar söylendi. Elbetteki Atatürk'ün haberi vardı. Elbetteki durumdan haberdardı. Ne yani binbir zorluklarla , kan ve revan içinde verilmiş bir mücadeleden sonra , onca şehidin kanları üzerine kurulmuş olan canım memleketi üç beş çapulcuya mı bırakacaktı!!!O dönemde 1937 yılında Atatürk Singeç Köprüsü'nün açılışını yapmak üzere Dersim'e gelecekti. Bu köprünün bir ucunda güvenliği sağlamak amacıyla bir askeri karakol bulunuyordu. İsmail Hakkı adlı bir teğmen'in komutasındaki karakola isyancılar tarafından saldırı düzenlendi. Karakol yakıldı ve 33 asker şehit edildi. Peki Atatürk ne yaptı dersiniz.?Bilemediniz... '' Bıçak Kemiğe Dayandı!!!'' demedi...Hançeri olayın göbeğine çaktı. Nasıl mı? İsyancıların elebaşlarını idam ederek , isyancılara yardım ve yataklık edenleri ağır hapis cezalarına çarptırarak. İdam edilen isynacıların isimleri şunlardır.
Dersim Tunceli'nin eski adıdır. 4 Ocak 1936 tarihinde Dersim Vilayeti'nin adı Tunceli olarak kanun hükmünde değiştirildi.İsyan; ayaklanma ve başkaldırı manasındadır. Tarihte hep mevcut yönetime karşı çıkarılmış isyanlar bir hayli çoktur.İşte Dersim İsyanı da bu bağlamda bir ayaklanmadır.Dersim tartışmaları günümüzde o kadar alevlendi ki sarf edilen sözler Atatürk'e kadar uzandı. ''Atatürk'ün haberi vardı da bile bile harekâta izin verdi'' gibi laflar söylendi. Elbetteki Atatürk'ün haberi vardı. Elbetteki durumdan haberdardı. Ne yani binbir zorluklarla , kan ve revan içinde verilmiş bir mücadeleden sonra , onca şehidin kanları üzerine kurulmuş olan canım memleketi üç beş çapulcuya mı bırakacaktı!!!O dönemde 1937 yılında Atatürk Singeç Köprüsü'nün açılışını yapmak üzere Dersim'e gelecekti. Bu köprünün bir ucunda güvenliği sağlamak amacıyla bir askeri karakol bulunuyordu. İsmail Hakkı adlı bir teğmen'in komutasındaki karakola isyancılar tarafından saldırı düzenlendi. Karakol yakıldı ve 33 asker şehit edildi. Peki Atatürk ne yaptı dersiniz.?Bilemediniz... '' Bıçak Kemiğe Dayandı!!!'' demedi...Hançeri olayın göbeğine çaktı. Nasıl mı? İsyancıların elebaşlarını idam ederek , isyancılara yardım ve yataklık edenleri ağır hapis cezalarına çarptırarak. İdam edilen isynacıların isimleri şunlardır.
- Seyit Rıza
- Resik Hüseyin (Seyit Rıza'nın oğullarından, 16 yaşında)
- Seyit Hüseyin (Kureyşan-Seyhan aşiret reisi)
- Fındık Ağa (Yusfanlı Kamer Ağa'nın oğlu)
- Hasan Ağa (Demenan aşiret reisi Cebrail Ağa'nın oğlu)
- Hasan (Kureyşanlardan Ulkiye'nin oğlu)
- Ali Ağa (Mirza Ali'nin oğlu)Peki Atatürk daha sonra ne yaptı? 17 Kaım günü Elazığ'a gelerek idam emirlerini onayladı. Daha sonra Diyarbakır ardındanda Tunceli'ye gelerek O açılışını engelledikleri ve açılışına kan bulaştırdıkları Singeç Köprüsünün açılışını yaptı.
Önkuzu ve İnsan Hakları
Hani bilirsiniz bizim ülkemizde birilerinin sıkıştığında kullandığı amiyane(!) tabirlerden ve kavramlardan birisidir. İnsan Hakları diye bir kavramı hep duyarız. Genelde sol kimlikli sivil toplum kuruluşlarının üyeleri göz altına alındığında , Pkk yanlısı siyasi partinin üyeleri ve yöneticileri nezarete atıldığında yada 12 eylül döneminde yaşamını yitirmiş devrimci ve solcu kimliğyle tanınmış ve sahiplenilmiş kişilerin anma törenlerinde duyarız.
Peki bu insan hakları dediğimiz şey Ülkücülerin hakkına riayet eder mi? Bakalım ediyor mu?... ''Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da her hangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin İnsan Hakları Bildirisinde açıklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklere sahiptir.''
İşte o çok savunulan İnsan Hakları Bildirisinde aynen böyle söyleniyor üstelik 1. Maddede... Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda tahsil görürken İşgal altındaki okulda komünistler tarafından yakalanıp üç gün süren ve bisiklet pompasıyla ciğerlerine hava basmaya varan ağır işkenceler yapıldıktan sonra, 23 KASIM 1970 günü, okulun üçüncü katından aşağıya atılarak şehid edildi...
Önkuzu'muzun 3 gün esir alınarak özgürlüğü kısıtlanmamış mıdır?
Sadece Ülkücü olduğu için siyasal görüşüne istinaden işkencelere maruz kalması İnsan Hakları bildirgesinde yer alan ''siyasal ayrım gözetmeksizin'' ibaresine uymuyor mu?
Yolumuz Allah yolu , Davamız Peygamberin davası diyen , kendileri için üniversitelerin kapısına '' Buraya Muhammed'in Piçleri Giremez''(haşa) diye pankart açıldığında o insan hakları bildirgesinin 1. maddesinde ''din ve siyasal ayrım gözetmeksizin '' ibaresi yer almıyor muydu?
Çeşitli işkencelere gark olduktan sonra bir insanın ciğerlerine bisiklet pompası ile hava basarak ciğerlerinin patlamasını sağlayarak ölümüne sebep olanların insan olduğundan söz edebilir miyiz?
Ülkücü Şehidimiz Dursun Önkuzu'yu 13 kişi ağır işkenceler sonucunda şehit etti. Katillerinden bazıları yakalanıp cezaevine kondu o yakalananlarda Meşhur Ecevit affı ile salıverildi. Önkuzu'yu 3.kattan aşağı atanların arasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun olduğu iddiaları gündeme gelmişti ancak Kemal Kılıçdaroğlu bu konu hakkında suskunluğunu koruyarak kabul eder gibi tavırlar sergiledi. Bu konuda kendisine yöneltilen hiç bir soruya cevap vermemektedir.
Önkuzu'nun şehadeti sonrası mahkemeler başlamış ve hakimler, savcılar görevini yapmaya başlamışlardır. Önkuzu isimli davaya Tuğgeneral Ali Elverdi bakmış!.. Hani şu, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının dâvâsına bakan hakim var ya, işte o!..Dâvânın savcısı ise Hâkim Hava Kıdemli Yüzbaşı Askeri Savcı Ali Hüner imiş!.Yargılama, DEV-GENÇ davası ile birleştirilmiş!..Askeri Savcı Ali Hüner, hukuk tarihine geçecek mütalaasında şöyle demiş: “Dursun Önkuzu’yu sorguya çekip tehdit eden sanıklar, polisin gelmesiyle telaşa kapılmışlar, gerek yapılan hazırlık tahkikatında, gerekse son tahkikatta dinlenen tanık beyanlarından kat’i olarak Önkuzu’nun sanıklar tarafından pencereden atıldığı yolunda bir beyanda bulunulmamış, sadece maktulün pencereden düşerken ve düştükten sonra görüldüğü tanıklarca beyan edilmiştir. Maktulün sanıklarca pencereden atıldığını gören ya da beyan eden her hangi bir şahit yoktur.
Soruşturmada Önkuzu’nun sanıklarca pencereden atılarak öldürüldüğüne dair kesin, mukni bir delile rastlanılmamış olması nedeniyle sanıklara isnat edilen Dursun Önkuzu’yu öldürme fiili tekevvün ve teşekkül etmemiştir. Hakimin ve savcının gördüğü , aktardığı ile tutanaklara geçenler aynen bu şekilde... Hatta daha ileri giderek kendisini pencereden atmak suretiyle intihar ettiğini savunanlar vardır... Peki Önkuzu'yu şehit edenlerden Ali Başpınar isimli katilin itirafına bakalım ne diyor... ?
Dursun Önkuzu’yu katledenlerden Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Ali Başpınar’ın kendi beyanlarına göre; olay şöyle gelişir: “23 Kasım 1970 tarihinde Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Dursun Önkuzu’yu önce kaçırarak hapsetmişler, sonra bilahare feci şekilde dövmüşlerdir. Bununla da yetinmeyen sanıklar, bir bıçakla Dursun Önkuzu’nun bilek damarlarını kesmişler, ağzına lastik hortum takarak pompayla şişirmek suretiyle vahşiyane bir şekilde öldürüp 3. kattaki odanın penceresinden atmışlardır.”
Bilekleri bıçakla kesilmiş olan , feci şekilde dövülmüş olan , ciğerlerine bisiklet pompası ile hava basılmış bir insan nasıl olurda kendisini pencereden aşağıya atabilir. Yerinden kalkamaz ki... !! “İşte böyle bir yargılama” sonunda, mahkemenin verdiği cezalar şöyle:
M. Ali Kabakoğlu’na 20 yıl,
Adnan Altıparmak’a 20 yıl,
Sabri Uyar’a 20 yıl,
Mehmet Özdemir’e 20 yıl,
Sabri Uçar’a 8 yıl 4 ay,
Şefik Şenel’e 13 yıl 4 ay,
Akif Atasayar’a 13 yıl 4 ay,
Cem Uyar’a 12 yıl,
Ali Başpınar’a 10 yıl,
Fikri Aytan’a 10 yıl,
Feridun Tamirer’e 12 yıl!..
Mehmet Şahiner'e 12 Yıl..
Bu katiller 1974 yılının mayıs ayında Ecevit'in çıkardığı genel af ile salıverildiler. Hemde mahkumiyetlerinin üzerinden 1 yıl geçmeden özgürlüklerine kavuştular. İşte bu yazdıklarımdan sonra Ülkücüler üzerine oynanan oyunları daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü çeşitli işkencelerle insanlık dışı şekilde şehit edilen Dursun Önkuzu'nun katillerine 20 yıl hapis cezası veriliyor o cezayı da genel af ile çekmeden çıkıyorlar. Ancak 7 tipliyi öldürmekle suçlanan Haluk KIRCI'ya 7 defa idam cezası veriliyor ve halen hapislerde çürütülüyor. O halde bundan şu sonuç çıkar Tip'lilere dokunursan idamlıksın , Ülkücüleri Öldürmekle mükellefsin...
1 Aralık 1970 yılında yayınlanan Yeniden Milli Mücadele isimli dergide '' Masonların Koltuğunda Komünistler Şımarıyor'' isimli yazıda Dursun Önkuzu'nun İşkenceler sırasında '' İmdaaaat'' diyerek bağırdığını ancak ona kulak verecek kimsenin olmadığının ayrıntılarını yazıyordu. Önkuzu'nun imdat çağrısına başka bir odada işkence gören Hasan Gürül isimli Ülkücü Öğrencinin feryatları karşılık veriyordu. Hasan Gürül'e Sapı kırışmış bir balta ile diz kapaklarına vurulan Hasan Gürül bacaklarını hissetmez olmuş. Bu sırada başında bulunan solcu bir öğrencinin , işkencecinin pis pis sıratarak ''Dursun'un işi bitti sıra sende'' der. Allah'tan ki Hasan Gürül ölmeden polisler yetişmiştir. Hadi hepsini geçtik , Hakimin, savcının , savunmaların dediklerini geçtik gelelim doktor raporlarına... Op. Dr. Coşkun Ergür ve Op. Dr. İlhan Bumin’in raporu, yapılan “insanlık dışı işkence”yi gözler önüne sermektedir: Hastanın ayak tabanı ile vücudunun muhtelif yerlerindeki darplardan başka; sol bacak, kol ve kaburga kemiklerinin üçünün kırıldığı, kafatası ve çene kemiklerinin dağıldığı tesbit edilmiş, ayrıca akciğerinde devamlı kanama ve kafa travması geçirdiği görülmüştür!” Bu raporlara rağmen katillere verilen en yüksek ceza 20 Yıldır... Okul Yönetimi tarafından olay yerinde bulunan alet ve edevatlar tutanaklara şöyle geçmiştir. “Makas, demir kazık, plastik hortum boru, tuzlu su, kerpeten, şiş, kolonya ve işkence kitabı!”
Dursun Önkuzu'yu pencereden atan kişinin yakalanmadığını ve hatta elini kolunu sallayarak dolaştığını Haber2000.com haber sitesinin editörü tarafından şöyle saptanıyor.
O şahıs, bu suçunu 1984 yılında bir “öğretmen arkadaşı”na anlatıp; “Dursun Önkuzu’yu pencereden ben attım” demesine rağmen; ne “yakalananlar” arasında var ismi, ne de “yargılananlar” arasında!.. Daha sonra “Zara İHL’de Fizik öğretmenliği” yapan İ.E. adlı bu şahıs, şu anda elini-kolunu sallaya sallaya dolaşmaktadır!.
Bu “cani”nin “kim” olduğunu, şu an “nerede” yaşadığını bilenler biliyor...'' Katillerinden birisi hiç ceza almadan hatta hala Kutsal bir görevde Öğretmenlik görevinde , bu ülkenin ekmeğini yiyip elini kolunu sallayarak dolaşıyor.
İşte soruyorum , Önkuzu için İnsan Hakları Yok mu ? Şehadetinin 41. Yılında Şehidimiz Dursun Önkuzu Ağabeyimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Vural Egemen SARIGÖZ
23/11/2011
Peki bu insan hakları dediğimiz şey Ülkücülerin hakkına riayet eder mi? Bakalım ediyor mu?... ''Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da her hangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin İnsan Hakları Bildirisinde açıklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklere sahiptir.''
İşte o çok savunulan İnsan Hakları Bildirisinde aynen böyle söyleniyor üstelik 1. Maddede... Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda tahsil görürken İşgal altındaki okulda komünistler tarafından yakalanıp üç gün süren ve bisiklet pompasıyla ciğerlerine hava basmaya varan ağır işkenceler yapıldıktan sonra, 23 KASIM 1970 günü, okulun üçüncü katından aşağıya atılarak şehid edildi...
Önkuzu'muzun 3 gün esir alınarak özgürlüğü kısıtlanmamış mıdır?
Sadece Ülkücü olduğu için siyasal görüşüne istinaden işkencelere maruz kalması İnsan Hakları bildirgesinde yer alan ''siyasal ayrım gözetmeksizin'' ibaresine uymuyor mu?
Yolumuz Allah yolu , Davamız Peygamberin davası diyen , kendileri için üniversitelerin kapısına '' Buraya Muhammed'in Piçleri Giremez''(haşa) diye pankart açıldığında o insan hakları bildirgesinin 1. maddesinde ''din ve siyasal ayrım gözetmeksizin '' ibaresi yer almıyor muydu?
Çeşitli işkencelere gark olduktan sonra bir insanın ciğerlerine bisiklet pompası ile hava basarak ciğerlerinin patlamasını sağlayarak ölümüne sebep olanların insan olduğundan söz edebilir miyiz?
Ülkücü Şehidimiz Dursun Önkuzu'yu 13 kişi ağır işkenceler sonucunda şehit etti. Katillerinden bazıları yakalanıp cezaevine kondu o yakalananlarda Meşhur Ecevit affı ile salıverildi. Önkuzu'yu 3.kattan aşağı atanların arasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun olduğu iddiaları gündeme gelmişti ancak Kemal Kılıçdaroğlu bu konu hakkında suskunluğunu koruyarak kabul eder gibi tavırlar sergiledi. Bu konuda kendisine yöneltilen hiç bir soruya cevap vermemektedir.
Önkuzu'nun şehadeti sonrası mahkemeler başlamış ve hakimler, savcılar görevini yapmaya başlamışlardır. Önkuzu isimli davaya Tuğgeneral Ali Elverdi bakmış!.. Hani şu, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının dâvâsına bakan hakim var ya, işte o!..Dâvânın savcısı ise Hâkim Hava Kıdemli Yüzbaşı Askeri Savcı Ali Hüner imiş!.Yargılama, DEV-GENÇ davası ile birleştirilmiş!..Askeri Savcı Ali Hüner, hukuk tarihine geçecek mütalaasında şöyle demiş: “Dursun Önkuzu’yu sorguya çekip tehdit eden sanıklar, polisin gelmesiyle telaşa kapılmışlar, gerek yapılan hazırlık tahkikatında, gerekse son tahkikatta dinlenen tanık beyanlarından kat’i olarak Önkuzu’nun sanıklar tarafından pencereden atıldığı yolunda bir beyanda bulunulmamış, sadece maktulün pencereden düşerken ve düştükten sonra görüldüğü tanıklarca beyan edilmiştir. Maktulün sanıklarca pencereden atıldığını gören ya da beyan eden her hangi bir şahit yoktur.
Soruşturmada Önkuzu’nun sanıklarca pencereden atılarak öldürüldüğüne dair kesin, mukni bir delile rastlanılmamış olması nedeniyle sanıklara isnat edilen Dursun Önkuzu’yu öldürme fiili tekevvün ve teşekkül etmemiştir. Hakimin ve savcının gördüğü , aktardığı ile tutanaklara geçenler aynen bu şekilde... Hatta daha ileri giderek kendisini pencereden atmak suretiyle intihar ettiğini savunanlar vardır... Peki Önkuzu'yu şehit edenlerden Ali Başpınar isimli katilin itirafına bakalım ne diyor... ?
Dursun Önkuzu’yu katledenlerden Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Ali Başpınar’ın kendi beyanlarına göre; olay şöyle gelişir: “23 Kasım 1970 tarihinde Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi Dursun Önkuzu’yu önce kaçırarak hapsetmişler, sonra bilahare feci şekilde dövmüşlerdir. Bununla da yetinmeyen sanıklar, bir bıçakla Dursun Önkuzu’nun bilek damarlarını kesmişler, ağzına lastik hortum takarak pompayla şişirmek suretiyle vahşiyane bir şekilde öldürüp 3. kattaki odanın penceresinden atmışlardır.”
Bilekleri bıçakla kesilmiş olan , feci şekilde dövülmüş olan , ciğerlerine bisiklet pompası ile hava basılmış bir insan nasıl olurda kendisini pencereden aşağıya atabilir. Yerinden kalkamaz ki... !! “İşte böyle bir yargılama” sonunda, mahkemenin verdiği cezalar şöyle:
M. Ali Kabakoğlu’na 20 yıl,
Adnan Altıparmak’a 20 yıl,
Sabri Uyar’a 20 yıl,
Mehmet Özdemir’e 20 yıl,
Sabri Uçar’a 8 yıl 4 ay,
Şefik Şenel’e 13 yıl 4 ay,
Akif Atasayar’a 13 yıl 4 ay,
Cem Uyar’a 12 yıl,
Ali Başpınar’a 10 yıl,
Fikri Aytan’a 10 yıl,
Feridun Tamirer’e 12 yıl!..
Mehmet Şahiner'e 12 Yıl..
Bu katiller 1974 yılının mayıs ayında Ecevit'in çıkardığı genel af ile salıverildiler. Hemde mahkumiyetlerinin üzerinden 1 yıl geçmeden özgürlüklerine kavuştular. İşte bu yazdıklarımdan sonra Ülkücüler üzerine oynanan oyunları daha iyi anlayabiliyorum. Çünkü çeşitli işkencelerle insanlık dışı şekilde şehit edilen Dursun Önkuzu'nun katillerine 20 yıl hapis cezası veriliyor o cezayı da genel af ile çekmeden çıkıyorlar. Ancak 7 tipliyi öldürmekle suçlanan Haluk KIRCI'ya 7 defa idam cezası veriliyor ve halen hapislerde çürütülüyor. O halde bundan şu sonuç çıkar Tip'lilere dokunursan idamlıksın , Ülkücüleri Öldürmekle mükellefsin...
1 Aralık 1970 yılında yayınlanan Yeniden Milli Mücadele isimli dergide '' Masonların Koltuğunda Komünistler Şımarıyor'' isimli yazıda Dursun Önkuzu'nun İşkenceler sırasında '' İmdaaaat'' diyerek bağırdığını ancak ona kulak verecek kimsenin olmadığının ayrıntılarını yazıyordu. Önkuzu'nun imdat çağrısına başka bir odada işkence gören Hasan Gürül isimli Ülkücü Öğrencinin feryatları karşılık veriyordu. Hasan Gürül'e Sapı kırışmış bir balta ile diz kapaklarına vurulan Hasan Gürül bacaklarını hissetmez olmuş. Bu sırada başında bulunan solcu bir öğrencinin , işkencecinin pis pis sıratarak ''Dursun'un işi bitti sıra sende'' der. Allah'tan ki Hasan Gürül ölmeden polisler yetişmiştir. Hadi hepsini geçtik , Hakimin, savcının , savunmaların dediklerini geçtik gelelim doktor raporlarına... Op. Dr. Coşkun Ergür ve Op. Dr. İlhan Bumin’in raporu, yapılan “insanlık dışı işkence”yi gözler önüne sermektedir: Hastanın ayak tabanı ile vücudunun muhtelif yerlerindeki darplardan başka; sol bacak, kol ve kaburga kemiklerinin üçünün kırıldığı, kafatası ve çene kemiklerinin dağıldığı tesbit edilmiş, ayrıca akciğerinde devamlı kanama ve kafa travması geçirdiği görülmüştür!” Bu raporlara rağmen katillere verilen en yüksek ceza 20 Yıldır... Okul Yönetimi tarafından olay yerinde bulunan alet ve edevatlar tutanaklara şöyle geçmiştir. “Makas, demir kazık, plastik hortum boru, tuzlu su, kerpeten, şiş, kolonya ve işkence kitabı!”
Dursun Önkuzu'yu pencereden atan kişinin yakalanmadığını ve hatta elini kolunu sallayarak dolaştığını Haber2000.com haber sitesinin editörü tarafından şöyle saptanıyor.
O şahıs, bu suçunu 1984 yılında bir “öğretmen arkadaşı”na anlatıp; “Dursun Önkuzu’yu pencereden ben attım” demesine rağmen; ne “yakalananlar” arasında var ismi, ne de “yargılananlar” arasında!.. Daha sonra “Zara İHL’de Fizik öğretmenliği” yapan İ.E. adlı bu şahıs, şu anda elini-kolunu sallaya sallaya dolaşmaktadır!.
Bu “cani”nin “kim” olduğunu, şu an “nerede” yaşadığını bilenler biliyor...'' Katillerinden birisi hiç ceza almadan hatta hala Kutsal bir görevde Öğretmenlik görevinde , bu ülkenin ekmeğini yiyip elini kolunu sallayarak dolaşıyor.
İşte soruyorum , Önkuzu için İnsan Hakları Yok mu ? Şehadetinin 41. Yılında Şehidimiz Dursun Önkuzu Ağabeyimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Vural Egemen SARIGÖZ
23/11/2011
Pkk'ya Karşı Her Yol Bitti! Bir Bu Mu Kaldı..?
Teröristleri karşı çok özel proje ! Sürmaşetiyle yayınlanan ''Sınırlara elektronik göz projesi'' haberini okur okumaz beynimden verdiğim ilk tepki '' Pkk'ya karşı her yol bitti de , bir tek elektronik göz porjesi kaldı'' demek oldu... Hani şair diyor ya ; Kapatın o bölgeyi allah kulu girmesin. Ne yerli ne yabanci basın yayın görmesin. Dizi gibi her akşam televizyon vermesin. Gayet sessiz, sedasız, kazınsın köşe bucak. ...................................................
İşte bu noktada demek çözüm tektir. Elektronik göz koy , elbetteki sınırlarımızı gözetle , ama bunu gazetelerde çarşaf çarşaf okumayalım , tvler de yorgan yorgan yayınlanmasın.. Bizde okuyup , görmeyelim , teröristte okuyup görmesin... Ne de terör yandaşlarına koz olsun... Sınırlarımızı gözetlemek isterken , sinirlerimizi göz göz oymanın alemi yoktur...Milli savunma bakanlığımızın yoğun gayret ve çabalarıyla hayata geçilecek olan hayati bir proje imiş... Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın talimatı doğrultusunda, gerçekleştirilecek proje ile terörist geçişlerini engellemek için bir dizi önlem devreye sokulacak bunlardan bir tanesi de elektronik göz projesi adı altında sınırdaki kayalar ve taşlara yerleştirilecek olan kameralardır. O taşlar fotoğrafta çekecekmiş...Aman da aman... Pes doğrusu... Şimdi pkk kaçacak delik arasın... şimdi ne halt edecekler bakalım... Kesin bu defa pkk yı bitirdik...Gülünç olmayın, komik olmayın , espri yapmayın , inanın ki ne yüreğimiz ne de sinir katsayımız buna müsade etmez. Pkk'ya karşı her yolu denedik mi , bitirmek için ne kadar uğraş verdik... Geçtiğimiz yıllarda pkk ile mücadele esnasında yapılan yanlışların neler olduğunu artık sokaklardaki çocuklar bile biliyor... Ali'nin Ayşe'yi sevdiğini bildiği gibi biliyor ki , pkk ile mücadelede ilk yapılacak eylem yerli ,yabancı basın ve yayın organlarının konuya ilişkin haber yapmamasıdır. Zaten Van'daki depremden tutunda , Çukurca'daki şehit edilen askerlerimizin sayısına varıncaya kadar bırakın yerli basını , BBC ile Routers basınından öğreniyoruz. O halde bu bir istihbarat zaafiyeti değil , memleketi peşkeştir... Bırakın Allah aşkına, bu milletin gazını almak için , yüreğine su serpmek için gazetelerin aracılığıyla koparılan güvenlik ve istihbarat haberleri yetmez... Öldürülen terörist sayısını her haber arasına sıkıştırmak ile bu yangın sönmez. Pkk nın dağda bitmesi için devletin yada Ordumuzun düğmeye basmasına gerek yok artık. Pkk düğmeye bastı zaten , düğmenin adı KCK , düğmenin adı Türkiye Büyük Millet Meclisine milletvekili olarak girebilmek.. Dağdan inip askerlerimiz ile çatışan itleri , köpekleri geçtik , biz şimdi oturup kendimize , Deniz otobüsünü kaçıranı , Deniz otobüsünü kaçıranın kız kardeşine yardım ve yataklık eden PKKVEKİLİ Sebahat Tuncel'i , Terörist cenazelerinde boy gösterip leşlerinin gömülüşünü merasimlere, törenlere ve hatta şova çevirenleri soruyoruz.Sebahat Tuncel'in milletvekilliği düşürülmeli mi? Elbetteki düşürülmelidir. Nasıl ki cinayet işleyen kadar cinayete azmettirenin hükmüde kanun nazarında aynı ise , İhanet eden de , ihanet ettirende, ihanete teşvik edende aynı hükümdedir.Gerçi aynı hükümde olsa ne olacak.. Biz değilmiyiz yıllardır 30 bin canımıza kıyan bir köpeği F Tipi Lojmanda besleyen... ..............................................., ..............................................., ................................................, ................................................, Ya Bu Kanı Durdurun , Ya Millet Duracak... Vural Egemen SARIGÖZ15/11/2011
İşte bu noktada demek çözüm tektir. Elektronik göz koy , elbetteki sınırlarımızı gözetle , ama bunu gazetelerde çarşaf çarşaf okumayalım , tvler de yorgan yorgan yayınlanmasın.. Bizde okuyup , görmeyelim , teröristte okuyup görmesin... Ne de terör yandaşlarına koz olsun... Sınırlarımızı gözetlemek isterken , sinirlerimizi göz göz oymanın alemi yoktur...Milli savunma bakanlığımızın yoğun gayret ve çabalarıyla hayata geçilecek olan hayati bir proje imiş... Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın talimatı doğrultusunda, gerçekleştirilecek proje ile terörist geçişlerini engellemek için bir dizi önlem devreye sokulacak bunlardan bir tanesi de elektronik göz projesi adı altında sınırdaki kayalar ve taşlara yerleştirilecek olan kameralardır. O taşlar fotoğrafta çekecekmiş...Aman da aman... Pes doğrusu... Şimdi pkk kaçacak delik arasın... şimdi ne halt edecekler bakalım... Kesin bu defa pkk yı bitirdik...Gülünç olmayın, komik olmayın , espri yapmayın , inanın ki ne yüreğimiz ne de sinir katsayımız buna müsade etmez. Pkk'ya karşı her yolu denedik mi , bitirmek için ne kadar uğraş verdik... Geçtiğimiz yıllarda pkk ile mücadele esnasında yapılan yanlışların neler olduğunu artık sokaklardaki çocuklar bile biliyor... Ali'nin Ayşe'yi sevdiğini bildiği gibi biliyor ki , pkk ile mücadelede ilk yapılacak eylem yerli ,yabancı basın ve yayın organlarının konuya ilişkin haber yapmamasıdır. Zaten Van'daki depremden tutunda , Çukurca'daki şehit edilen askerlerimizin sayısına varıncaya kadar bırakın yerli basını , BBC ile Routers basınından öğreniyoruz. O halde bu bir istihbarat zaafiyeti değil , memleketi peşkeştir... Bırakın Allah aşkına, bu milletin gazını almak için , yüreğine su serpmek için gazetelerin aracılığıyla koparılan güvenlik ve istihbarat haberleri yetmez... Öldürülen terörist sayısını her haber arasına sıkıştırmak ile bu yangın sönmez. Pkk nın dağda bitmesi için devletin yada Ordumuzun düğmeye basmasına gerek yok artık. Pkk düğmeye bastı zaten , düğmenin adı KCK , düğmenin adı Türkiye Büyük Millet Meclisine milletvekili olarak girebilmek.. Dağdan inip askerlerimiz ile çatışan itleri , köpekleri geçtik , biz şimdi oturup kendimize , Deniz otobüsünü kaçıranı , Deniz otobüsünü kaçıranın kız kardeşine yardım ve yataklık eden PKKVEKİLİ Sebahat Tuncel'i , Terörist cenazelerinde boy gösterip leşlerinin gömülüşünü merasimlere, törenlere ve hatta şova çevirenleri soruyoruz.Sebahat Tuncel'in milletvekilliği düşürülmeli mi? Elbetteki düşürülmelidir. Nasıl ki cinayet işleyen kadar cinayete azmettirenin hükmüde kanun nazarında aynı ise , İhanet eden de , ihanet ettirende, ihanete teşvik edende aynı hükümdedir.Gerçi aynı hükümde olsa ne olacak.. Biz değilmiyiz yıllardır 30 bin canımıza kıyan bir köpeği F Tipi Lojmanda besleyen... ..............................................., ..............................................., ................................................, ................................................, Ya Bu Kanı Durdurun , Ya Millet Duracak... Vural Egemen SARIGÖZ15/11/2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)