8 Aralık 2011 Perşembe

Şirin Terörist!!!

Yazının başlığına bakıp '' Şirin Terörist'' nasıl olur diye meraklanmayın. Şirin terörist bizim ülkemizde fazlasıyla mevcuttur. Terörist deyince aklımıza gelen tüm yargılardan yavaş yavaş sıyrılıyoruz neredeyse , artık medyamız ve sağolsunlar bazı aydınlarımızın da üstün çabası ve gayreti ile teröristlere acıma noktasına geldik. Bunları nerden mi çıkardım?  Gelin bakın medyamızda,orda burda, sağda solda, aydınlarımızın kalemlerinden çıkan yazılarda ve hatta bu milletin meclisinden maaş alıp bu millete kurşun sıkan teröristin avukatından dahi incileri sıralayacağım.
İlk önce geçtiğimiz günlerde KArtepe Deniz otobüsünü kaçıran Terörist hakkında sosyal medyada, twitter'da yayınlanan mesajlara bakalım...   Bakınız üzerinde bomba yüklü, onlarca insanı rehin alan eli kanlı örgütün mensubu teröristi nasıl da şirin gösteriyor bu mesajlar... İnsanın acıyası hatta cebine bir simit ile çay parası koymak geliyor TÜRK İNSANI'nın içinden...   İşte, 23 sivilin burnu bile kanamadan kurtarılmasını yok sayan ve teröriste övgüler(!) yağdıran twitter kullanıcılarının o tweet'leri:   * 86'lıymış, bomba fln çıkmamış üstünden. Yolculara 'can yeleği' dağıtacak kadar "terörist"miş. Selamı #imrali ya ulaşamadan #infaz edildi.   * yolculara bisküvi ve çay dağıtan genci 6 el kurşunla infaz edenlerden daha 'insan'ım şüphesiz...   * "Terörist" yolculara bisküvi ve çay göndermiş yukarıdan. "Kahramanlar" ise 6 el ateş etmiş. Kavramlar ne kadar kolay yamultuluyor, değil mi?   * 96'da gemi kaçıran çeçenler silahlıydı, 2011'de gemi kaçıran kürt eylemci silahsızdı. çeçenler'e dokunulmadı, kürt öldürüldü...   Görüyorsunuz değil mi ? Teröristimiz ne kadar da şirin... O kadar insancıl ki teröristimiz 23 vatandaşımızın ve 23 vatandaşımızı kurtaran Güvenlik Güçlerimiz büyük bir suç işlemiş durumdalar...   Aaa!! Ne yaptınız siz güvenlik güçleri... Hiç kıyılır mı canım teröriste... Üzerinde bomba olsa nolur canım 1 terörist 23 vatandaş kadar etmiyor mu yani... Tüh tüh gitti güzelim , şirinim teröristim..Bu milletin meclisinden maaş alıp bu milletin canına kasteden teröristelerin cenazelerini alkışlarla sloganlarla teslim alan  , en az cani teröristler kadar cani olan milletvekilleri yine bu şirin teröristi de alkışlar teslim aldılar.. Emin olabilirsiniz... Bu teröriste bu eylemi yaptıran , yine bu bdp millletvekilleridir.Nerden mi biliyorum ? Bakınız... ''Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne ait Kartepe isimli deniz otobüsünü kaçıran terörist Mensur Güzel'in kız kardeşi Şeyma Güzel'inde film gibi bir operasyonla yakalandığı ortaya çıktı. Örgüt üyeliği suçundan aranan Şeyma Güzel, Diyarbakır'a gitmek isterken polislerce kıskıvrak yakalandı. Şeyma Güzel yakalanırken yanında ise tanıdık bir isim vardı BDP milletvekili Sebahat Tuncel. Kanal D'nin ele geçirdiği operasyon anı görüntülerinde Şeyma Güzel'in BDP'li Sebahat Tuncel'in makam arabası ile havaalanına getirildiği gerçeği ortaya çıktı. Deniz otobüsünü kaçıran Mensur Güzel'in ablasınında firari terörist olduğu ortaya çıktı. 7 ay önce polis İstanbul'da Mensur Güzel'in ablası Şeyma Güzel'inSebahat Tuncelile bağlantısı olduğunu tespit etti. İstanbul'dan Diyarbakır'a kaçmak isterken Şeyma Güzel'i Tuncel otomobili ile havaalanına bırakırken görüntülendi. Tuncel'den ayrıldıktan sonra polisler Güzel'i gözaltına aldı. Durumu fark eden Tuncel ise müdahale etmek istedi.''Görüldüğü gibi... Teröriste yardım ve yataklık bu ülke de suç değil mi? Milletin vekili teröristi kendi arabası ile havaalnına bırakıyor... Şirin Terörist... Sıkıntı çekmesin... Gideceği yere uçakla gidiversin... Gelelim KCK olayına... Sanki KCK örgütü yasal bir örgütmüş gibi bir hava estirilmeye başladı... Son dönemlerde yapılan KCK operasyonlarında gözaltına alınan profesörler ve yazarlar malzeme yapılar KCK'yı meşru göstermeye çalışıyorlar.. Ne yani...? Profesörden terörist , Yazardan Hain olamaz mı? Yoksa başlarındaki profesör yada yazar sıfatı örgütü ve teröristi daha mı şirin gösterir...?   Ülkemizde oynanan bir başka oyun da bu yöndedir. Terör örgütünü ve teröristleri masum gibi , hak savunucusu gibi , şirin gibi göstermekte bu oyunun bir parçasıdır..   Bu şirin gösterme oyununa ne yazık ki medyamız da alet ediliyor... İlk önceleri Kurtlar Vadisin'de yer alan MURO karekteri ile teröristlerin sempatik gösterilmeye çalışıldı. Hatırlayınız... ''Nalet olsun içimdeki insan sevgisine'' sözleri milletimizin dilinden diline dolaşıp durdu... Muro'nun yardımcısı Terörist Çetin'in ''başkanım'' diye başlayıp '' derken'' şeklinde ki hayret sözleri hemen hemen her gencimizin dilindeydi. Bu da demek oluyor ki medyamız bu sempatik ve şirin gösterme oyunun da başrol oynuyor ve rolününde hakkını veriyor.   Samanyolu Televizyonunda yayınlanan Tek Türkiye dizisini hatırlayınız. Dağdaki teröristleri nasıl da bir haklı kavganın savaşçısı gibi gösteriyordu...   Yine Samanyolu Televizyonunda yayınlanan Ölümsüz Kahramanlar isimli dizi Mehmetçiklerimizi anlatan milli hislerimizi uyandıran bir dizi gibi görünsede aslında öyle değildir. Ölümsüz kahramanlar dizisinin bir bölümünde şöyle bir sahne vardı...Mehmetçikilerimiz bir teröristi yakalıyor. Ve karakolda nezarette tutuyorlar. Teröristi yakalyan mehmetçiklerimizden birisinin ağabeyi bir kaç gün önce şehit edilmiştir. Yakalanan terörist ağabeyini şehit eden teröristlerdendir. Ağabeyinin katili olduğunu öğrenince mehmetçiğimiz hırsla teröristin üzerine atlar ve intikam duygusuyla vurmaya başlar. Diğer arkadaşları ve komutanı engel olur. Askeri oradan uzaklaştırırlar , teröristi nezarete koyarlar. Tim Çavuşu bir askeri teröristin başına nöbetçi olarak koyar ve nöbetçiler yerlerini aldıktan sonra uyumaya gider. Diğer mehmetçiklerimizde istirahattedir. Teröristin başında nöbet tutan asker uykuya yenik düşer ve uykuya dalar... Ağabeyi şehit edilen daha önce teröristin üzerine atlayan askerimiz gelir ve uyuyan mehmetçikten anahtarı alır ve nazarete girerek teröristi öldüresiye dövmeye başlar. Bu esnada uykuda olan çavuşun rüyasına bir ak sakallı dede girer ve '' siz emanete böylemi sahip çıkıyorsunuz'' der.. Birden uyanır çavuş , koşarak giderki asker teröristi dövmektedir. Elinden alırlar.. teröristi kurtarırlar...   Ne kadar güzel değil mi? teröristi kurtardılar.. Ne de olsa teröristler bizlere emanet onların kılına dahi zarar gelmelelidir... Mazlum olan Terörist! Masum olan Terörist! Mağdur olan Terörist! Garip olan Terörist!Şirin olan Terörist!Türk Milleti ve Türk'ün askeri suçlu... Çünkü vatanını seviyor ve koruyor... Vural Egemen SARIGÖZ 15/11/2011 http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz

Ruhumuzu ve Çıtamızı Kaybettik...

11 Kasım 2011 tarihinde Hırvatistan ile oynadığımız milli maç için herkesin büyük bir heyecan ve gururla ekran karşısına geçtiğinden eminim... Sevgi gösterileri ve övgü dolu sözlerle açtık maçın oynayacağı kanalı... Maçın ardından tepki dolu sözlerle televizyonu kapatıp yatağın yolunu tuttuk... 0-3  gibi net bir skorla bizi daha İstanbul'da eleyen rakibimiz Hırvatistan'ı daha önce defalarca devirdik. Peki bu defa devrilmemizin sebebi neydi? Adı üzerinde milli diye nitelendirdiğiniz bir olgunun , bir kavramın yada bir takımın başına yabancı bir lider getirirseniz milli dygularınızı yitirirsiniz. Yani şöyle düşüne bilirsiniz... Bir milli futbolcumuza ''haydi Aslanım'' demek var bir de ''let's lion'' demek var. İstediği kadar ingilizce bilsin , istediği kadar Hollandalı'nın dilinden anlasın ama sözlerinde milli bir ruh yok ise kazanmak mümkün değildir.
Hiddink'in kariyer olarak neler yaptığını hepimiz biliyoruz , kötü bir hoca değil , kötü bir teknik adam değil ama milli takımımızı çalıştıramaz. Çalıştıramadı da zaten... Kesin kararlarla milli takımımızın başında mutlaka Türk Teknik adam olmalıdır. Bakar mısınız Sayın Hiddink Türkleri duygusal olarak nitelendiriyor. Diyor ki ;''Benim sorumluluğum açık, sorumluluğun tamamını da alıyorum ama oyuncularımızın da planladığımız şeyleri hayata geçirmesi gerekiyordu. Türkiye'nin çok duygusal bir ülke olduğunu söylemiştim. Tepkileri buna bağlıyorum. Volkan’a yapılan protestoyu duymadım. Benimle ilgili protesto ise yine duygusallıkla ilgili. Bunla ilgili yorumum yok, problem de yok... Ben geleceğimin büyük kısmını yaşım itibariyle geride bıraktım. Şu anki duygularımız geride kalsın, sonra da zekice düşünelim.. Ben futbolcularımın onurlarıyla mücadele edeceklerine inanıyorum" dedi. Yahu bre Hollandalı , zaten sorumluluk sende bunu biliyoruz. Bırakta yenilgiyi hazmedemeyen , yenildiğinde kahrolan bir milletin evlatları da duygusal oluversin.   Akşamki oynanan maçta ne ruh vardı ne de kalitemizi gösteren oyuncularımız... Ekran başından Rıdvan Dilmen '' bizim milli takımımız bu değil , bu olmamalıdır'' derken içinin nasıl kanadığını görür gibiydim.2002'de dünya üçüncüsü olan milli takımımız ile şu an milli takımımız arasında kalite olarak çok fark olduğunu düşünmüyorum ama ruh olarak çok fark var. İsim vermek istemem ama tüm futbolcularımız sahaya giriş koridorunda kaybetmiştir.Şimdi bizim bu maçın rövanşında Hırvatistan'ı 4-0 gibi bir skorla yenmemiz lazım ki şamiyonaya katılabilelim.Adamlar11 kişi defans yapar yine de sana 4 gol attırmaz.Ancak milli takımımız bir sonraki rövanş maçına kadar toparlanır ve Türk milletinin tepskisini sevgiye dönüştürerek Hırvatistan'da skoru 3-0 yaparsa uzatmalarda Hırvatistan'ı elememek mümkün değildir. Gönlümüzden geçen , arzu ettiğimiz tablo budur. Stadta Futbolcularımıza küfür edilmesini tasvip etmiyorum ancak gösterilen tepkinin haklı olduğunu düşünüyorum. Milli takımımızı desteklemeye gelen onbinlerce taraftarımıza ayıp edildi. Maçı kaybedebilirsiniz ancak mücadele etmeden maç kaybederseniz trübünlerden tepki yağar... Yine de anlık öfke olduğu için bir sonraki maçta yine takımımıza gereken desteği gerek stadta gerekse ekranlarımızın başında vereceğiz.Artık olan oldu yapılacak şeyler bellidir.Türk Milli takımının başında Türk Teknik Direktör olmalıdır...Trübünlerden Teknik Heyeti istifaya çöağıran taraftarın Abdullah AVCI tezahüratını göz ardı etmemek gerekir. Vural Egemen Sarıgöz http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz

Kabile Reisi Değil , 18 Bin Alemin Mustafası (S.A.V)

Geçtiğimiz günlerde Okan Bayülgen'in yamağı olan Hakkı Devrim efendinin , Peygamberimiz Hz.Muhammed ( S.A.V) efendimiz ve yüce kitabımız Kuran-ı Kerim hakkında sarf ettiği sözleri hepimiz duyduk ve gördük. 1929 yılında doğmuş yıllarca gazetecilik yapmış , yayın evleri yönetmiş , çeşitli televizyon programları hazırlamış bir adam nasıl olurda böyle bir hakarette bulunduğunu anlayabilmiş değilim... Aslında gaf demek isterdim ancak gaf olduğunu zannetmiyorum , tamamen fikriyatı zikirdir... Hakkı Devrim efendi Peygamberimiz (S.A.V) için ''kabile reisi'' diyor. Okan Bayülgen'de durumu toparlamak için '' o dönem kabilelerden oluşuyor'' diyor...
Bre Hakkı , Bre Okan... Ne kabilesi... Alemlere rahmet olarak gönderilen Son Peygamber Hz.Muhammed (S.A.V) efendimiz bırakın kabileyi... 18 bin aleme peygamber olarak gönderilmiştir... Bakınız bir uygarlığa, bir topluma yada bir alemden bahsetmiyoruz... 18 bin alemden bahsediyoruz... ''18 bin alemin Mustafa'sı (s.a.v) adı güzel kendi güzel Muhammed (S.av) '' Hakkı Devrim ardından açıklama yaptı. ''Ben Hz. Muhammed'e hakaret etmedim'' diye... Hakaret kavramı sorgulamak lazım Hakkı bey!!!... Hakk olan hakikatleri devirmeye  Hakkı Devrim'in gücü yetmez... İsminin Hakkı olmasından mıdır bilemiyorum ama Peygamberimize (S.A.V) ve Kuran-ı Kerim'e hakaret etme Hakkını nerden buluyor biliyorum.. Cahillikten... Evet konuşmak Hakkı Devrim'in de hakkı ancak ''saçmalamak'' bildiği tek yol... Hakkı Devrim Hakkında aşağıdaki bilgileri okuyunca neden her fırsatta kin kustuğunu anlayacaksınız...   Şovmen Okan Bayülgen'in 8'de yayınlanan programında Peygamberimizi "Kabile şefi", Kur'an'ı "Muhammed'in sözleri" şeklinde tanımlamasıyla büyük tepki toplayan Doğan Grubu Yazarı Hakkı Devrim, aile yapısıyla dikkat çekiyor.   Doğan Grubu'nun kuruluşundan bu yana en etkili isimleri arasında yer alan Hakkı Devrim'in eşi Gülseren Devrim'in annesi Ayşe Kadriye Cankat'ın Hıristiyan olduğu öğrenildi. Cankat ailesi Sabetayist kökenli ailelerden bili olarak biliniyor. Hakkı Devrim'in oğlu Kerim Serdar Devrim'in de Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar İstanbul Vadisi üyesi olduğu öğrenildi. Kerim Serdar Devrim'in eşi de Brigitte Devrim adlı bir Fransız.   HÜRRİYET'TE ÇALIŞIYOR   Edinilen bilgilere göre Kerim Serdar Devrim, İstanbul Özel Saint Benoit Fransız Lisesi mezunu ve Hürriyet Gazetesi'nde editör olarak görev yapıyor. Hakkı Devrim'in diğer oğlu Selim Can Devrim'in de FMV Özel Ayazağa Işık Lisesi mezunu olduğu öğrenildi. Bu okulSabetayist Karakaşların okulu olarak biliniyor. Selim Can Devrim Bilgi Üniversitesimezunu. Vural Egemen SARIGÖZ http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz 12/11/2011 Kaynaklar: https://www.facebook.com/note.php?note_id=245947872128176

Korucu Sistemi Kaldırılsın!!!

Milliyet'in şoke eden haberine dikkatinizi çekmek isterim... Haber'de ''Çukurca'da şehit edilen 24 askerimizi Korucu kıyafeti giren teröristler şehit etti'' diyor.  Haber'in bir diğer detayı işe terörist cenazelerinde asker ve Türkiye aleyhinde slogan atanların arasında 20 kadar da korucu olduğudur. Gelelim asıl konumuza... Korucu dediğimiz kişilerin devlete ihanet içerisinde oldukları gün gibi aşikardır. Bu ihanet devletimizin farklı birimleri tarafından da tespit edilmiş hatta belgelendirilmiştir. En yakın zamanda yüreklerimizi yakan Çukura'da şehit edilen 24 askerimizin şehit edilmesinde korucuların ihaneti varken , devletimize terörist cenazelerinden küfürler savuran korucular varken belgeye , dayanağa gerek yoktur. Çukurca saldırısını inceleyen yetkililerin bölgedeki güvenlik kameralarından ulaştıkları görüntüler sonunda vardıkları hüküm şudur. Teröristler korucu kıyafetleri ile şehrin içine kadar sızmış farklı noktalardan saldırmak için havanın kararmasını beklemiştir. Bu kadar açık ve net iken bu korucu ısrarı nedendir?
Peki bu korucu sistemi nedir , ne zaman ortaya çıkmıştır? Geçici Köy Korucusu diye adlandırılan görevliler 26 Mart 1985 tarihinde 442 sayılı Köy Kanununun, 74. maddesinde yapılan değişiklikle muhtarın teklifi, kaymakamın kabulü ile gönüllü ya da Valiliğin teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile geçici olarak görev yapılan ve köy koruculuğu adıyla oluşturulan kurumun çalışanlarıdır. Sayıları çeşitli dönemlerde 77 bini aşan geçici ve gönüllü köy korucuları, idari bakımdan muhtarın, mesleki bakımdan ise Jandarma Bölük Komutanının emir ve komutası altındadırlar. Korucular TBMM Faili Meçhul Siyasi Cinayetler Araştırma Komisyonu raporuna göre çoğu kez hem devletten maaşlarını almışlar, hem de terör örgütüne -kimi zaman korkudan, kimi zaman isteyerek- yardım ve yataklık yapmışlardır. Bazıları ise korucu kimliği ile silah, uyuşturucu vb. kaçakçılığı yapmışlardır. İşledikleri fiiller yüzünden mahkemece aranan korucular, maaşlarını düzenli olarak aldıkları halde yakalanamamışlardır. 1985 yılında başlatılan Koruculuk uygulamasında 1997 yılına dek geçen süre içerisinde 23 bin 817 geçici köy korucusu görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu korucuların 20 bin 319’unun görevi ihmal suçunu işlediği açıklanmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, koruculuk uygulamasının başlatıldığı tarihten günümüze kadar geçen 21 yıl içerisinde, 2 bin 402 korucu terör suçlarına karışmış, 936 korucu hakkında mala karşı işlenen suçlardan, 1234 korucu hakkında şahsa karşı işlenen suçlardan, 428 korucu hakkında da kaçakçılık suçundan işlem yapılmıştır. Devletimize ve milletimize bu kadar kritik noktada ihanet eden korucular neden hala görevlerinde devam ederler.? Evet , bazı durumlarda görevlerinden uzaklaştırıldıkları olmuş ancak yeterli değildir. Korucu sistemi derhal lav edilmesi gerekmektedir. Gerçekten korucuların yaptığı görevleri yok sayamıyorsak o halde yine uzman er , sözleşmeli er gibi , askerden yeni terhis olmuş bu görevi layıkıyla yerine getirebilecek Türk evlatları çok sayıdadır. Devletimiz; Sınırlarımızın ve köylerimizin içlerinde delikler açarak teröristlerin görmesini sağlayan bu korucuları derhal en ağır şekilde cezalandırmalıdır. Korucuların Pkk'ya yandaş olduklarını bilmeyen kalmadı, o halde yapılacak tek yol kaldı oda korucu sisteminin lav edilerek mevcut koruculara şimdiye kadar yaptıklarından dolayı teşekkür ederek hepsinin görevine son vermektir. Emin olabilirsiniz görevleri ellerinden alınmış korucular , üzerlerinde korucu kıyafeti ve ellerinde keleş olanlar kadar zarar veremeyecektir. Korucu sisteminin yerine bir sistem getirilmiyorsa dahi bu korucu sistemi bitirilmelidir. Yokluğu varlığından daha fazla zararlı olmayacaktır. En son Çukurca'daki saldırıda en etkin rolü üstlenerek ihanetin kucağına düşmüş korucuları lav edin... Vural Egemen SARIGÖZ 01/11/2011 Kaynaklar:http://gundem.milliyet.com.tr/cukurca-saldirisini-korucu-elbisesiyle-yapmislar/gundem/gundemdetay/01.11.2011/1457876/default.htm http://tr.wikipedia.org/wiki/Korucu

Cumhuriyetimiz 88 Yaşında...

88.Yılını kutladığımız Aziz Cumhuriyetimizin bu yılı buruk ve tepkili geçiliyor. Buruk oluşumuzun sebebi Vatan toprağına verdiğimiz 24 şehidimizdir. Hain Pkk'nın her geçen gün daha çok azıtıp canlarımıza kıymaya devam etmesi bu cumhuriyetimizi buruk geçirmemize sebeptir. Pkk'nın canlarımızı yakıyor olması yalnızca bedensel bir acıdan ibaret değildir ,  her toprağa düşürdükleri şehidimizle birlikte 88 Yıldır canla , başla yaşatıp , köklerini sağlamlaştırdığımız cumhuriyetimizi de hedef almaktadırlar. Cumhuriyet Bayramımızı buruk kutlamamızın ikinci sebebi ise Van'da yaşanan deprem felaketi ile yüzlerce hayatını kaybetmiş olması ve binlerce vatandaşımızın yaralı ve mağdur olmasındandır.
Biz ülkücüler hiç bir zaman devletimizin aleyhine tek bir adım atmamışızdır. Her şey devletimizin ve milletimizin bekası içindir. Günümüzde ülkücülerin hükümete yada iktidara olan tepkisinden nemalanarak ülkücülerin tarihinden gelen devletçilik geleneğini işaret ederek , ülkücüleri bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Biz ülkücüler devletimizin,milletimizin , vatanımızın , bayrağımızın ve dinimizin bekası ile selahiyeti için varız. Ancak Şehitlerimiz ve Van Deprem'in de hayatını kaybeden vatandaşlarımızın acılarını bahane ederek Cumhuriyet Bayramı etkinliklerini ve kutlamalarını iptal eden Devlet Erkanına sesleniyoruz.  Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm döşeğinde olduğu tarihte bile Cumhuriyet Bayramı kutlamaları iptal edilmemiştir. Vefatından 12 gün önce ölüm gelip yakasına yapışmış haldeyken dahi Ordumuza ve milletimize hasta yatağından Cumhuriyet kutlamalarına bir yazılı mesaj ile katılarak moral ve güç vermiştir. Başbuğ Atatürk'ün vefatından sonraki ertesi yıl ulusal yas ilan edilmesine rağmen 29 Ekim 1939 yılında cumhuriyet bayramımızı kutladık. Şimdide acımız büyük, şimdide şehitlerimize ve hayatını yitiren vatandaşlarımızla acılıyız ancak o şehitlerimiz Cumhuriyetimizi korumak için düştüler toprağın kara bağrına... Bu gün 29 Ekim 2011 Cumartesi Cumhuriyetimizin 88.Yılı... Bu gün Cumhuriyetimizi bizlere armağan eden başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyorum. Yüce Türk Milletinin Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun... Tarihten bu güne kadar vatan için , bayrak için , din ve devlet için kanlarını bu değerler için toprağa akıtan tüm şehitlerimi rahmet, minnet ve şükranla yad ediyorum. Cumhuriyetimiz ilelebet yaşayacaktır. Vural Egemen SARIGÖZ 29 Ekim 2011

Mehmet Ali Birand Neyin Peşinde...?

Bu gün Mehmet Ali Birand'ın '' Depremin iki düşman kardeşi: BDP ve Devlet'' isimli yazısını okudunuz mu bilmiyorum. Ben okudum , okumaz olaydım , o yazıyı görmez olaydım , keşke Mehmet Ali Birand gibiler benimle aynı memleketin havasını tenefüs etmeseydi. Bakınız Sayın Birand bu gün kü yazısın da nasıl enstantaneler sunuyor...  Önce Saın Birand'tan incileri okuyalım ardından bizim de Sayın Birand'a bir kucak tepki vari bir enstantane demetimiz olacaktır.
Bakınız ne diyor SAYIN Birand!!!... ''Van Depremi’nde yaşanan karmaşanın temelinde, BDP ile devletin çekişmesi yatıyor. Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir bölümü, her aksaklığın faturasını devlete çıkarıyor. Devlet de BDP' lilere kucak açmıyor, hatta çalışmalardan dışlıyor. Van'da her attığım adımda bir KCK temsilcisiyle karşılaştım. Ateş püskürüyorlardı. Eğer bir olay çıkmadıysa, bunda Van Belediye Başkanı  Bekir Kaya' nın çok rolü oldu.'' Her attığı adımda karşılaştığın her kişiyi ve onun temsilcisiyim diyen KCK'yı tanırsan tabi ki her adım başı bir KCK'lı ile karşılaşırsınız.Devlet dediğiniz AKP ise BDP'ye göstermelik fırçalardan başka hiç bir yaptırımı yoktur , yok eğer Devletten kastınız gerçekten Yüce Devletimiz ise Pkk'ya terör örgütü demeyen, teröriste şehit diyen, terör cenazelerinden çıkmayanlara ve onların siyasi kanadı olan BDP'ye kucak açmaması kadar milli bir olgu yoktur. Sizler ve sizin gibilerin en başta düştüğü hatanın adı oradaki vatandaşlarımızı Kürt diyerek ayrımcılığı başlatıyor yada körüklüyor olmanızdır. Bakınız ülkemizde '' bende kürdüm ancak devletime, milletime ve bayrağıma bağlıyım'' diyen ve bunu haykıran milyonlarca kürt kardeşimiz var.. ''Onlar ne kadar Kürt ise bende o kadar Kürt'üm , ben ne kadar Türk isem onlarda o kadar Türk'tür '' bu gerçeği değiştirebilecek bir hain yada hainlik oluşumu yoktur.   SAYIN Birand!!! İncileri dizmeye devam ediyor... Bakınız... ''Deprem bölgesinde geçirdiğim günlerde, fazla konuşulmayan, fazla üstüne gidilmeyen bir garipliği hissettim.Ortada açıkça bir devlet- BDP çekişmesi var.Devleti temsil edenler, yılların birikimiyle , BDP' ye ters bakıyorlar.Vali "Koordinasyon merkezine gelmediler, bir defa bile uğramadılar. Davetiye mi çıkarmamız gerekir" derken, tüm teşkilatının işbirliğine hazır olduğuna dikkat çekiyordu. Ben Vali'nin içtenliğine inanabilirim de aynı şeyi konuştuğum diğer devlet temsilcileri için söyleyemem.Kimseyi de suçlamak niyetinde değilim.'' Ne güzel söylemiş Vali Bey'imiz BDP hani Kürtlerin savunucusu , hani Kürtlerin haklarını gözeten bir siyasi oluşumdu. Oradaki vatandaşlarımızı sömürmekten başka ne işe yarıyorlar. Madem ki denildiği gibi bir siyasi kanattalar o halde BDP milletvekilleri Van'da , deprem bölgesinde olmaları gerekirken , neden öldürülen 7 Pkk Köpeğinin cenazesindeydiler?... !!!   SAYIN Birand!!! Devam ediyor... ''En küçüğünden yukarıya doğru devlet bürokrasisi ve güvenlik güçleri  BDP' ye farklı bakıyorlar...Tepeden bakıyorlar... Bu şekilde koşullanmışlar. BDP' yi ülkeyi bölmek isteyen bir güç olarak gördüklerinden dolayı refleksleri hep aleyhte işliyor.Açık söylemek gerekirse, BDP’lileri düşman gibi görüyorlar.Sokaklardaki hava aynen böyle...Genelde kuşkucu bir yaklaşım var...Yüksek sesle şikayet edenleri polis dağıtıyor...Sivil toplum örgütlerinden veya  BDP’li olduğu bilinen derneklerden gelen telefonlara yanıt verilmiyor...Pasif bir sırt dönme var...Sokaktaki şikayetleri dahi BDP' lilerin organize ettiklerine, yardımları engellediklerine inanıyorlar. Bu partiyi kendilerine bir engel olarak niteliyorlar.'' Allah aşkına SAYIN Birand!!! Neyin peşindesiniz? Yoksa Pkk'nın siyasi kanadı olan , dağdaki eşkiyanın kravatlısı olan bu parti yöneticilerini şirin mi göstermeye çalışıyorsunuz? SAYIN Birand!!! Devam ediyor... Diğer bir gizli kurgu, halkın tepkilerini belediyelere yönlendirme çabasında da hissediliyor. Belediyelerin hiçbir şey yapmadıklarını söyleyen, belediyelerden hesap sorulmasını isteyen devlet yetkililerinin dillerinin altında  BDP'ye prestij kaybı sağlama çabası da yok değil.Van ikiye bölünmüş bir yer. Yarısı BDP'li, diğer yarısı Ak Parti'li. Devlet ikinci kesimle daha kolay ilişki kurabiliyor, daha rahat işbirliği yapabiliyor.Tabii o zaman da ayırımcılık filizleniyor.BDP'nin de bu depremde güç gösterisi yaptığını  söylememiz gerekir. Bebek Katili, İmralı Köpeği Apo'nun resimli bayrağı ile Van'daki yürüyüşe katılıp en ön safta yer alan belediye başkanı Van Belediye başkanıdır.Bu belediye başkanı da BDP'nin belediye başkanıysa ve bu parti çatısı altında barınıyorsa o halde o parti gibi o da Kürt kardeşlerimizin ismini kullanarak siyaset yapıyor , onları sömürüyordur.BDP'nin dış mihrakların desteği dışında bir prestiji olduğu söylemek zaten Türkiye'nin meselerine at gözlüğüyle bakmak demektir. BDP sizin onlara desteğiniz devam ettikçe değil depremde yada Doğu illerinde Türkiyemizin her yerinde gövde gösterisi , güç gösteri yapacaktır. ''Devlet Terörist ile pazarlık yapmaz.'' ki iletişim kuramadığı kesim için yargılayalım. SAYIN Birand!!! Devam ediyor... ''Bölgedeki KCK oluşumunu bu defa gözlerimle gördüm.Kimse kimlik kartını gösterip "Bak ben KCK'lıyım" demiyor tabii. Ancak biraz konuştuğunuzda durumun vahametini hemen anlıyorsunuz.T.C. Devleti ne kadarını hapse atarsa atsın, KCK hemen boşluğu dolduruyor .Bölgede iki  devlet var.Biri BDP-KCK oluşumu, diğeri de  T.C Devleti.Bu iki gücün arasında derinden derine bir yarış, bir rekabet olduğu açıkça hissediliyor.T.C Devleti çok güçlü. Polisi, askeri, parası ve dev olanaklarıyla yenilmesi son derece zor bir olgu. Ancak halkın kalbini çalan, halkın inandığı ses ise,  BDP- KCK örgütü.Türk Devleti  ile karşılaştırdığınızda tabii ki daha zayıflar, ancak sesleri yüksek çıkıyor. Özellikle devlet tarafından yeterince bilgilendirilmedikçe, dışlandıkça, istedikleri gibi hareket yeteneğine kavuşuyorlar.''   Şimdi SAYIN Birand!!! aynen pkk lıların diliyle konuşuyor. Pkk lılar da ülkemiz için ''Türkiye Cumhuriyeti'' sıfatını değil ''T.C Devleti'' sıfatını kullanırlar. Ne diyor Birand ''Türk Devleti ile karşılaştırdığınızda... '' bu ne demek Allah aşkına... bu ne demek ? !!! SAYIN Birand!!! size soruyorum. Siz hangi ülkenin vatandaşısınız ki , ülkemiz için üçüncü bir devlet vatandaşıymış gibi ''Türk Devleti'' diye hitap ediyorsunuz. Devletimiz demek, yada ülkemiz demek veyahut Türkiyemiz demek kanınıza mı dokunuyor. Pkk lıların diliyle konuşuyorsunuz. Üstelik siz o bölgede Türkiye Cumhuriyeti Devletinden başka bir devletin varlığını nasıl kabul edebilirsiniz ki... Bu düpedüz vatanın birliğine ve bütünlüğüne yapılmış bir saldırıdır. Anayasalarımız çerçevesinde suçtur.Üstelik bölgedeki bir olaya dikkat çekiyorum diyerek devletimize '' bakın.. siz onları dışladıkça onalar yakıp yıkıyor, aklınızı başınıza alın'' gibi bir mana da cümleler kuruyorsunuz. SAYIN Birand!!! Devam ediyor incilerine... ''Üstelik kızgınlar.KCK tutuklamaları, BDP'nin adam yerine konmaması onları çileden çıkarmış durumda. Güçlerini ancak sokakta gösterebiliyorlar. Yine de Van Belediye Başkanı Bekir Kaya'nın sertleşmeye prim vermemesi, sorunları yumuşaklıkla çözmek istemesi, birçok olayın önlenmesini sağlamıştır. BDP sürtüşme peşinde koşmuyormuş izlenimini veriyor. Türkiye'nin her bir yanından yardım yağarken, inanılmaz bir destek kampanyası yaşanırken,  sokakları ateşe vermek istemiyorlar. Aslına bakacak olursanız, onlar da karşı karşıya kaldıkları bu sevgi yumağından etkilenmişler. Memnuniyetlerini de pek gizlemiyorlar. Ancak onların derdi devletin yaklaşımı...Bizler istediğimiz kadar  birliktelik nutukları atalım, devletin şefkat dolu elinden söz edelim, bölge çoktan bölünmüş bile . İnsanların kafalarında bölünmüş. Siyah ve beyaz gibi . Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir bölümü Ak Partili olmuş ve Erdoğan ne derse ona inanıyorlar. Diğer bir bölümü ise  İmralı ve Kandil'e inanıyor.Bizlerin, bu durumu görmemezden gelerek bir yerlere varabileceğimizi de sanmıyorum.'' Elinde apo bayrağıyla gezen bir belediye başkanına neredeyse övgüler dizeceksiniz. Neredeyse madalya takacaksınız yakasına... Ha, siz konuştunuz onlarla ve onların sokakları yakıp yıkmak istediklerini ''ama şu an deprem var sokakları yakıp yıkmak ayıp olur'' dediklerini mi söylüyorsunuz.  Oradaki bölgenin yada oradaki vatandaşlarımızın bölündüğünü kabul edemem ama sizin onları bölünmüş olarak kabul etmeniz ile sizin bölücü olduğunu haykırabilirim. Siz nasıl olabilirde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde olan bir yerin , şehrin , bölgenin bölündüğünü iddia edebilirsiniz.Siz bizim o bölgedekilerin Kandil'e yada İmralı'ya inandıklarını kabul edip , bunu kabullenmemizi mi bekliyorsunuz...? Yoksa sizdemi aponun sağduyuda olduğunu , Apo'ya paşalık verilmesi gerektiğini savunanlardansınız? Yoksa açık açık söyleyemiyorsunuz da depremi malzeme mi yapıyorsunuz? SAYIN Birand!!! Devam ediyor... ''Tren kaçmış...Treni tekrar yakalamanın tek yolu temelden bir tutum değişimi gerektiriyor. Buna da kimsenin niyeti yok. Kavga, dövüş, silah ve tehditle gidilebilecek hiçbir yerimiz yok. Halklar arasındaki uçurum da giderek artıyor. Bunu görmek için birkaç günlüğüne bölgeye gidip sokaktaki insanları dinleyin, ardından da resmi yetkililerin nabzını tutun yeter.''   SAYIN Birand!!! Sayın Birand!! Dikkatinizi çekerim , Burası Türkiye Cumhuriyeti devleti ve burada Türk Milletin'den başka bir durum söz konusu değildir. Kürdüyle,lazıyla,çerkeziyle biz bir bütünüz.. Sizin böyle ayrımcılık söylemleriniz yada BDP'nin Bölgedeki vatandaşlarımızı kandırması ile bu bütünlüğü bölemeyeceksiniz. Türk ile Kürt'ü birbirinden ayırmaya niyetli olanlar şunu kafasına sokmalıdır ki , bizler yüzyıllardır aynı topraklar aynı havayı teneffüs ediyor. Aynı dini , aynı iklimi paylaşıyoruz. Bizleri birbirinden ayırmak demek etle tırnağı ayırmak istemekle ayn cihettir.Bu cennet vatanımızı bölemeyeceksiniz , böldürmeyeceğiz. Bizler Türkler ile Kürtler ile kendimizi birbirimizden ayrı görmüyorsak sizlerin ve sizin gibilerin neler söylediği yada bizleri ayırmak için gösterdiği çabanın bir önemi yoktur. Yine tekrarlıyorum... '' BİZLER NE KADAR TÜRK İSEK ONLARDA O KADAR TÜRK'TÜR... ONLAR NE KADAR KÜRT İSE BİZLER DE O KADAR KÜRT'ÜZ..'' Kardeşiz... Vural EGEMEN SARIGÖZ   29/10/2011

Taraf'tan Taraf Değilim...

Taraf Gazetesini internetten sıkça takip ederim.Taraf gazetesinde yer alan haberlerin yada köşe yazılarının satır aralarında bir çok mühim meselelerde ip ucu niteliği taşıyan parmak izlerini bulabilirsiniz.Taraf Gazetesinin oluşumunu ve nerde nasıl kim tarafından kurulduğunu merak ettim. Belki de bu merakımın materyallerini bir araya getirdiğim de Taraf Gazetesinin kimden taraf olduğunu bulabilirdim.Ancak daha önce irdelememiz gereken konu şudur. Geçen günlerde taraf gazetesi '' BRAVO BAŞBUĞ'' şeklinde bir haber yayınladı. Bahsettiğim habere Buraya Tıklayarak ulaşabilirsiniz.  Sayın Devlet Bahçeli'nin Van'daki deprem için '' Oh olsun'' , '' ağlama sırası onlarda'' , '' Allah'ın sopası yok'' gibi söylemleri soysuzluk diye nitelendirince taraf gazetesinden övgüler almıştı. Bu övgülere nazaran atılan haber başlığıda '' Bravo Başbuğ '' olmuştur.

Şimdi dünyanın en basit sistemlerinden birisi şudur ; ''Düşmanımın düşmanı dostumdur'' bu sistem ile nice tahtlar tarumar olmuştur. Başka bir deyişle şunu söyleyebiliriz. Düşmanımızın menfaatine olmayan bir durumu yada olayı sanki düşmanımızın menfaatineymiş gibi yada onun iyiliğini istiyormuş gibi gösterilmesi hususudur. Bir örnek vermek gerekirse diyelim ki , MHP'nin hasbel kader yeni bir genel başkana ihtiyacı var. MHP'nin misyonu belli , vizyonu belli devrimci sosyalist birisi MHP'nin genel başkanı olması için geçmişte MHP ile uzaktan yakından alakası olmayan , varlığı boyunca hep MHP'ye zarar vermiş birisini Genel Başkan olmasını arzularsa bundan şu sonuç çıkar...
MHP'ye zarar verecek birisinin , MHP'nin aksi fikriyatındaki birisi için ekmeğe bal,kaymak,tereyağ sürmekten daha âlâ olacaktır.
İşte bu perspektiften baktığımız takdir de taraf gazetesinin amacını anlayabiliriz.
Başbuğ sıfatının Alparslan Türkeş ile özdeşleştiğini artık cümle cihan tasdiklemiş durumdadır. Devlet Bahçeli'nin ismine Başbuğ ön sıfatını eklemenin ülkücüleri ihtilafa düşürmekten başka hiç bir şeye yaramaz.
Başbuğ sıfatının Alparslan Türkeş ile özdeşleşip hatta ona has bir sıfat olarak kalması için ülkücü camia bir takım çalışmalar yapmıştır. Örneğin ; Son Başbuğ isimli bir belgesel yayına hazırlamışlardır.
Son Başbuğ olduğu hususundaki bazı kaynak göstergeler ise şöyledir.
 Yine tekrarlıyorum. Sayın Dr.Devlet Bahçeli , Milliyetçi Hareket Partisinin Lideri ve önderidir... Genel Başkandır , gün gelir Başbakan hatta Cumhurbaşkanı olabilir. Ama Ülkücü Hareketin İlk ve Son Başbuğu Alparslan Türkeş'tir.
Ülkücü Hareketin İlk ve son Başbuğu Alparslan Türkeş demek yanlış olmaz çünkü Türk Tarihinde onlarca Başbuğ vardır. Her Türk Devletinin Lideri , Padişahı birer başbuğdur. O halde Ülkücü Hareketin İlk ve Son Başbuğu Alparslan Türkeş demek doğrudur.
Bundan sonra yine Türk'ün önderliğini üstlenecek bir lider , birbaşbuğ çıkacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki ülkücüler için Başbuğ kavramı ve sıfatı ancak ve ancak Alparslan Türkeş için anılabilir.
Bu bağlamda taraf gazetesinin Dr.Devlet Bahçeli'ye Başbuğ sıfatı ile hitabı ortalık karıştırma sanıtından bir cümleciktir.
Taraf gazetesinin künyesinde yer alanları dikkatlice incelediğinizde tarafın tarafını idrak edebilirsiniz.
Bakınız Taraf Gazetesinin Kurucusu kim yada kimler miş? Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. adına sahibi BAŞAR ARSLANGenel Yayın Yönetmeni AHMET ALTAN (Kurucu) Başar ARSLAN Kimdir? Bu soruyla başlayalım... El CEVAP; Biyografi babında değil ... Başar Arslan Alkım yayınevinin ve Taraf Gazetesinin sahibi... Babası ve ağabeyi daha o 21 yaşındayken yayınevinin tüm yönetimini ona bırakmış ne hikmetse... Taraf gazetesinin sponsoru olarak etrafta bir çok söylem dolaşmaktadır. Birileri Yaşar Büyükanıt'ın gazeteyi finanse ettiğini , birileri de Fetullah Gülen ve cematin Gazetenin finansötü olduğunu iddia ediyor. Ekonomik açıdan zor günler yaşadığını itiraf eden Başar Arslan nasıl ayakta kalabildiğini hala açıklayabilmiş değil... İlerleyen zamanlarda taraf'ı taraflarına görenlerin ilanları ile finans kaynaklarını genişleterek arkasındaki güç yada güçleri peçelemeyi başaracaktır. Ahmet ALTAN kimdir? Taraf Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve Kurucularından olan Ahmet Altan kimdir? EL CEVAP... ''Vatanı bir kadın memesine satarım'' diyen bir vatan haini...Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı.   Milliyet'te çalıştığı dönemde, gazetede Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu kurgusal bir "Kürdiye" ülkesinden bahseden yazısı nedeniyle işinden kovuldu. Taraf gazetesinin kurucusudur. Halen bu gazetede köşe yazarlığını sürdürmektedir. Eylül 2008’de Ermeni soykırımı’nın kurbanlarıdiye aftediklerine adadığı bir köşe yazısı nedeniyle Türklüğe hakaretle suçlandı. 2007 yılında yayın hayatına başlayan Taraf gazetesinin Alev Er ile birlikte genel yayın yönetmenliğini üstlenmiş, daha sonra Alev Er'in ayrılmasıyla genel yayın yönetmenliği görevini tek başına yürütmeye devam etmiştir. Ayrıca aynı gazetenin Kum Saati adlı köşesinde, köşe yazarı olarak yazılar yazmaktadır. Babası da dönemin İşçi Partisinden Milletvekilliği yapmıştır.  Halbuki kayıtlarda Kırımdan göç eden bir ailenin fertleri olduğu yazmaktadır. Yaptıklarına ile taraf edindikleri arasında bir bağ kurduğunuz takdir de Kırım göçmeni olduklarında şüpheye düşersiniz. Yasemin ÇONGAR Kimdir? Taraf  Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Yasemin Çongar kimdir? EL CEVAP... Yasemin Çongar'ın bilinmeyen ama en önemli detaylarından biriside evli olduğu kişidir. Eşinin adı Chris Mason'dur. Chris Mason Asker kökenli, Dışişleri'nde görev yapmış birisidir. Yasemin Çongar AFSA'ya yani American Foreign Service Association. Amerikan Dışişleri'nde ya da yurtdışı görevlerinde bulunmuş kişilerin haklarını koruyan, hatta devletle onlar adına pazarlık yapan profesyonel bir kuruluşun yayın organına gönderdiği cv sinde  eşininde kim olduğunu not düşüyor.Yasemin Çongar Amerika'da lise tahsilini yapmış ve Ülkemizde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından "komünizm propagandası" suçlamasıyla yargılandı.Yasemin Çongar Hanımefendinin asıl sükse yaptığı iş ise Hudson Enstitüsü olayıdır. Bu olayın kısaca özeti şöyledir; Milliyet Gazetesinin Vaşington muhabiriyken hazırladığı haberde ; Hudson Enstitüsü'nde yapılan bir toplantıda Anayasa Mahkemesi eski başkanlarından Tülay Tuğcu’nun bir suikastte öldürülmesi, İstanbul’da PKK’nın bir saldırısı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) bu gelişmeler üzerine Kuzey Irak’a girmesini içeren bir senaryonun tartışıldığı iddiaları yer aldı. Toplantıda asıl ele alınan konunun "ABD'nin böyle bir durumda nasıl tepki vereceği" ele alındığı belirtildi. Aynı habere göre, senaryonun gündeme geldiği toplantıda Türk Silahlı Kuvvetleri'nden tuğgeneral düzeyinde temsilciler ve Kuzey Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin Vaşington temsilcisi, Celal Talabani'nin oğlu Kubat Talabani bulunuyordu. Haberdeki iddiaya göre, toplantıda bir katılımcı, böyle bir olasılık karşısında PKK liderlerinin Türkiye'ye hemen iade edilmesinin sakıncalı olacağını, zira iktidardaki Ak Parti'yi güçlendireceğini ifade etmişti. Genelkurmay Başkanlığı, bunun üzerine yaptığı açıklamada Yasemin Çongar'ı suçlayarak "Önemli bir gazetenin ABD muhabirliğini yapan ve bu konuda yeterli tecrübesi olması gereken bir muhabirin bu olayı saptırır tarzda haberler yapması, TV kanallarında yanlış yorumlarda bulunması maksatlı bir girişim olarak görülmüştür." açıklamasında bulundu. Daha sonra Hudson Enstitüsü yetkililerinde böyle bir toplantının yapıldığını itiraf etti. Markar ESAYAN Kimdir? Taraf Gazetesinin Yayın Koordinatörü Markar Esayan kimdir? EL CEVAP... Taraf Gazetesinin 2 Yayın Koordinatöründen birincisidir.İsminden de anlaşılacağı üzre Ermeni'dir. Daha önceleri Ülkemizde bir hayli meşhur olan Hrant Dink'in gazetesinde yani AGOS GAZETESİ'nde yazarlık yapıyordu.Yani bir gazetenin yayın koordinatörlüğü gibi önemli bir görevinde Ermeni bir yazar yer alıyor. Kerem ALTAN Kimdir? Taraf Gazetesinin Yazı işleri Müdürü olan Kerem ALTAN Kimdir? EL CEVAP... Gazetenin Yazı işleri müdürlüğü görevini yürüten bu zatı muhterem Gazetenin kurucusu ve Genel yayın yönetmeni olan Ahmet ALTAN'ın oğludur. Adını Defne Joy FOSTER isimli sunucu kadının ölümüyle duymuş olmalısınız , muhtemelen... Bahsettiğimiz kadın sunucu (evli bir kadın sunucu) bu zatı muhteremin evinde fenalaşarak yaşamını yitirmiştir. O Evli kadın sunucu bu zatın evinde fenalaştığında bu zat dışarı fırlamış sağasola koşmuş bir yardım bulamamış ve eve geri dönmüştür. 112 acil servisini aramaktan bile aciz olan bu kişi babasnın koltukları altında bir koltuk bulmuş ve bir gazetenin mühim görevlerinden biri olan yazı işleri müdürlüğü görevine getirilmiştir. Yukarıdaki okuduklarını kişilerin bulundukları ve geldikleri yerleri anlatmaktadır. Geldikleri ve bulundukları yerleri aktarmamda ki sebep taraf gazetesini kimlerin yürüttüğünü işaret etmek içindir. Gelelim genel olarak Taraf Gazetesinin değerlendirilmesine.... Zaman Gazetesini biraztakip ederseniz hergün mutlaka , ''Taraf gazetesinin haberine göre'' yada '' Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı gerçek '' gibi manşetten haberler ile yayınlarını sürdürdüğünü görür ve taraf gazetesinin sanki bir eki gibi çalıştığını tespit edebilirsiniz. Taraf gazetesinin ve Aklım yayınevinin sahibi olan Başar Arslan kendi deyimiyle batma ve iflasın eşiğindeyken birden sıçrayabilmiş ender yayınevlerindendir. İflasın eşiğine kadar gelen ve bir anda tüm borçlarının Al Baraka Türk çekleriyle ödenmesi de bir tesadüf müdür!!!Alkım yayınevinin Brükselde bir bürosu vardır. Buradaki büroda kitaplarının tanıtımlarını yaparlar ama görünürdeki amaç budur.  Brükselde büroya ihtiyaç olabilir mi? Ahmet Altan 10 Kasım 2007 tarihinde zaman gazetesinde yayınlanan bir röportajında taraf gazetesinin ilanlarla ayakta duracağını söylüyor.  Taraf gazetesinin yayın hayatına girdiği 2007 yılından itibaren bu güne kadar ki yayınladığı ilanlara göz attığınız da para getirebilecek büyüklükte ve kalitede yayınlanan ilan ve reklamların Alkım yayın evi ile Samanyolu TV nezdinde yaşamını sürdüren Kimse Yok mu derneğidir. Kimse Yok mu derneğine samanyolu tv tarafından pek yüklü miktarlarda yardımlar yapılmaktadır. Akp iktidarının 2002 de düzenlediği dernekler ve vakıflar kanununda yardımlaşma derneklerine yapılan yardımlar vergilerden muaftır. Abrupa Birliği gazetelere yada başka kurluşlara hibe adı altında yardım da bulunamıyor ancak yayınevlerine kitap basmaları için yardımlarda bulunabiliyor. Örneğin ; Alkım yayınevinin direk olarak kendilerinin belirttiği şekilde '' Ahmet Altan'ın içimizdeki bir yer isimli kitabının avrupa birliği fonundan gelen para ile basıldığı'' dır. Taraf gazetesinin ilk tanıtım ilanlarının da zaman gazetesi tarafından basıldığını gördüğümüzde olay daha da ciddiyet kazanır. Zaman gazetesi ile taraf gazetesinin adeta ortak yayın ile işledikleri bir diğer mevzu ise ''Genç Siviller'' konusudur. Genç Siviller oluşumu 2003 yılında cumhuriyet gazetesinin '' Gençş Subaylar Rahatsız'' manşetine karşı Taraf Gazetesinin şu an 2.yayın koordinatörü olan Yıldıray Oğur'un önderliğinde kurulmuştur. Askeri darbelere karşı olduklarını ve turuncu devrim peşinde olduklarını her defasında vurgularken aslında içten içe ordu düşmanlığı beslemektedirler. Askeri postallara karşı bir tepki simgesi olarak da kırmızı converse ayakkabıyı seçmişlerdir. Hatta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından köşke davet edilen nadir köşe yazarlarından birisi olan Yıldıray Oğur Abdullah Gül'e kırmızı converse hediye etmiş , ederkenden simgenin mahiyetini manşetten verilecek kadar açıklamıştır. Zaman Gazetesinin http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=705061 buraki yer alan haberinde Genç Siviller önderliğinde, 20 sivil toplum kuruluşunun desteği ile darbeye karşı yürüyüş manşetiyle bir yayın yer almıştır. Buradaki yayında yürüyüşe binlerce kişinin yanında tanınmış bir çok kişide katıldı. Yürüyüşün başlarında kalabalığın arasına karışarak '' NE MUTLU TÜRK'ÜM'' diye bağıran Engin OKUR isimli bir provakatörün Türk Bayrağı sallayarak yürüyüşü provake ettiğini yazıyor. Peki bahsettiği Engin Okur kimdir? Engin Okur Pkk'nın döşeği mayınlara basarak iki bacağınıda kaybedeb bir güneydoğu gazimizdir. Kalabalığın arasına karışarak dediği de tekerlekli sandalyeden kaldırımda durarak önünden geçen kalabalığa '' NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE'' diyerek tepkisini göstermiştir. Bir gazimize provakatör gözüyle bakanların amaçları ne olabilir? İşte Taraf gazetesinin gerçekleri bunlardır. İşte en bu yüzden Taraf'tan Taraf Değilim... Vural Egemen SARIGÖZ 27/10/2011   Kaynaklar: http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=20557   Zaman Gazetesi Taraf Gazetesi http://tr.wikipedia.org/wiki/Hudson_Enstit%C3%BCs%C3%BC